Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat

nazım hikmet

Nereden Yazdırıldığı: Dokuz Eylül Üniversitesi Forumu
Kategori: Kültür-Sanat
Forum Adı: Şairler
Forum Tanımlaması: Edebiyatın önde gelen şairleri...
URL: http://www.deuforum.com/forum_posts.asp?TID=7125
Tarih: 17/Şubat/2020 Saat 19:54


Konu: nazım hikmet
Mesajı Yazan: dont_pain
Konu: nazım hikmet
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 01:14

15 Ocak 1902'de Selanik'te doğdu. Heybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Hamidiye Kruvazörü'nde güverte subayı iken, sağlık nedeniyle askerlikten ayrıldı, bu arada ilk şiirlerini yayımladı.

1921 başlarında Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Anadolu'ya geçti, Bolu'da öğretmen olarak görevlendirildi.

Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) yazıldı. Burada siyasal bilimler ve iktisat okudu.

 

Nazım%20Hikmet%20Biyografisi

 

1924'te yurda döndü. Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri yüzünden on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği'ne gitti.

1928 Af Kanunu'ndan yararlanıp tekrar yurda döndü. Resimli Ay dergisinde çalışmaya başladı.

1932'de yeniden dört yıl hapse mahkûm olduysa da, bu kez Onuncu Yıl Affı'ndan yararlandı. Gazetecilik yaptı, film stüdyolarında çalıştı.

1938'de orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950'de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı; kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı. Askere alınması kararlaştırılınca Romanya üzerinden tekrar Moskova'ya gitti.

1951'de T.C. yurttaşlığından çıkarıldı.

3 Haziran 1963'te bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti. Moskova'da Novodeviçye Mezarlığı'nda toprağa verildi.

 



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.



Cevaplar:
Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 01:16
bide kendi ağzından.. okumaya doyamadığım mısralarından hayatı...

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşında Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insanlar otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
                                                                         ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
                                              ben hasretlerin

hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
                                                                verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prag'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbetini tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettim anıt kabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
                                                 sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın

içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
                                ama durup dururken de yalan söylemedim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
                       çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
       camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
       ama kahve falına baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
       Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam de şart değil
başbakan fakan olacağım da yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
                             insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım
                  başımdan neler geçer daha
                                              kim bilir

(11.9.'61 - Doğu Berlin)



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: TüRkÇe VeRinTi
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 01:26

Türkçe'ye ve Türk edebiyatına katkısı olmuş bir yazar(isteyerek ya da istemeyerek)



-------------
Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir...;)


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 01:34
ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zaferler içinden,
hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken...
 
Ne güzel şey hatırlamak seni:
bir mavi kumaşın üzerinde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi istanbul toprağının...
içimde ikinci bir insan gibidir
                                    seni sevmek saadeti...
parmakların ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
                   kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
                                                         sıcak
                                                           koyu bir karanlık...
 
Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
hapiste sırtüstü uzanıp seni düşünmek:
filanca gün falanca yerde söylediğin söz,
                                                      kendisi değil
                                                             edasındaki dünya...
 
Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:
                                                         bir çekmece
                                                                  bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipek dokumalıyım.
Ve hemen
           fırlayarak yerimden
penceremden demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
                         sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...
 
Ne güzel şey hatırlamak seni:
ölüm ve zafer haberleri içinden,
hapiste
yaşım kırkı geçmiş iken...
 
            NAZIM HİKMET RAN                  


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 02:06
BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK ISTERIM

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasindan gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi, beni yaktirirsin,
odanda ocagin üstüne korsun
                    içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
seffaf, beyaz camdan olsun
                    ki içinde beni görebilesin...
Fedakârligimi anliyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
                        senin yaninda kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yasiyorum yaninda senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yasariz
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasiz bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karisacagiz
ki birbirimize,
atildigimiz çöplükte bile zerrelerimiz
                                     yan yana düsecek.
Topraga beraber dalacagiz.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak
iki çiçek açacak :
                    biri sen
                    biri de ben.
Ben
daha ölümü düsünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doguracagim.
Hayat tasiyor içimden.
Kayniyor kanim.
Yasayacagim, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalniz pek sevimsiz buluyorum
                                bizim cenaze seklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çikmak ihtimalin var mi bu günlerde?
Içimden bir sey :
                  belki diyor.

 

                                                                18 Subat 1945

Nazım Hikmet Ran



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Misafir
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 02:34
ÖLÜME DAİR

Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.

Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
            kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
                                      kömür küfesiyle beraber
                                                          ambarın dibine...

Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
                                          simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Yayalar-köylü Yakup,
                     iki gözüm,
                                 merhaba.
Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?

Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
                      tabutunuzun
                                      toprağa indiğini.

Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
                  rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
                                ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor, -
"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."

Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
         herhangi bir şahın bir gemi ambarında
                          bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdil..."
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
                        nereye gidiyorsunuz?


-------------


Mesajı Yazan: Eyhayat
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 11:27
mezarın orda olsa burda olsa ne olur tepende bir taş olsa çınar olsa ne olur? Nazım Hikmet Memleket Memleket Nazım Hikmet kafiye için yazmadık HASRET sana memleket!

-------------
SEN MEMLEKETİM KADAR GÜZELSİN VE GÜZEL KAL!!!


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 13:09
bundan güzel anlatılamaz zaten...
memleket nazım hikmet..
Nazım hikmet memleket... 
 
 
http://www.youtube.com/watch?v=yqUuRUH4UaY - http://www.youtube.com/watch?v=yqUuRUH4UaY


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 05/Eylül/2007 Saat 13:42

Dostlarının Ağzından Nazım Hikmet Ran

 

  Attila İlhan 

"Yaşarken çektirdiler, şimdi doğumunu kutluyorlar"...

"Nazım Hikmet'in bir zamanlar durumunu anlatan bir mektup var benim elimde. Annesi Celile Hanım'ın Müzehher Va-Nu'ya yazdığı bir mektup bu. Celile Hanım, Nazım Hikmet'in cezaevinde intihar edebileceğini söylüyordu mektupta. Şimdi bunu unutup Nazım Hikmet'in doğum yıldönümünü kutluyorlar.

Ben Hazım Hikmet'i kurtarma kampanyasında Paris'te etkin olarak görev yapmıştım. Nazım ağır hapis cezasını, komünizm propagandası yapmaktan değil, Türk Hükümeti'ni yıkmaya teşebbüsten yemişti. Bu mümkün olamayacak, akla bile gelmeyecek bir durum. Nazım Hikmet yaşarken ona o kadar çektirdiler şimdi de kutluyorlar. Bu bir skandaldır. "

 

www.Hurriyetim.com.tr



  Ataol Behramoğlu 

'şair' Nazım Hikmet'i değerlendiriyor...

- Bir şair olarak Nazım Hikmet'in Türk ve dünya şiiri içindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Nazım Hikmet, çağdaş Türk şiirinde en önemli devrimi gerçekleştirmiş bir şairdir. Bu devrim, şiirin teknik alanında "özgür koşuk" diye adlandırılan bir yenilikçi harekettir. Kaynağında hem Türk şiirinin 19'ncu yüzyıl sonlarındaki gelişmeleri, hem Fransız "özgür koşuk" hareketi, hem Rus modernizmi ve bütün bunların Nazım Hikmet tarafından Türk dili temelinde gerçekleştirilmiş sentezi söz konusudur.

Bu aynı zamanda şiir dilinin o güne kadar kullanılmamış sözcüklerle zenginleştirilmesi, yepyeni uyum, ses ögeleri kazanmasıdır.
İçerikte de yenilikçi bir şairdir. Yine çok az ilgilenilmiş konular, temalar denebilir ki insan yaşamının tüm alanları Nazım Hikmet'le birlikte şiirin konusu durumuna gelmiştir.

- Nazım Hikmet, devlet yönetimi tarafından önce inkar edildi sonra birden bire ona ve şiirine sahip çıkılmaya başlandı..

- Yaratıcılığının ilk dönemlerinde de siyasi görüşleri nedeniyle, siyasal yönetimlerin tepkisini çekmekle birlikte, özellikle sanat ortamında çok popüler olmuştu. Dönemin bütün sanatçılarının, her kuşaktan yazarların ve şairlerin ilgisini ve hayranlığını kazanmış bir şairdi. O yıllarda da tutuklandığı, cezaevinde kaldığı oldu. Fakat 30'lu yıllarda gerginleşen dünya koşullarının da Türkiye'de yarattığı gerici siyasal ortamda, Nazım Hikmet bir tehdit olarak görülmeye başladı yönetici çevrelerce. Bir iftira ve tuzak niteliği taşıyan bir komplo girişim sonucunda tutuklanarak, ağır hapis cezasına mahkum edildi. O dönemlerde adının anılması bile yasaklanır duruma geldi. 1950'de af yasasından yararlanarak serbest bırakıldıktan sonra yaşamına yönelik bir başka komplo üzerine ülkeden ayrılmak zorunda kaldı.

Yurtdışında bulunduğu yıllarda aleyhinde çok çirkin kampanyalar yapıldı. Fakat 1960 sonrası Türkiye'sinde şiirlerinin yeniden yayınlanışıyla birlikte, büyük çaptaki şair ve insan kimliğiyle yeniden ülkesinin okurlarıyla buluşmuş oldu. Bugün bir ulusal kahraman gibi algılanmaktadır. Fakat yönetici siyaset çevrelerinde Nazım Hikmet düşmanlığının tümüyle kalkmış olduğu söylenemez. Belki şöyle özetleyebiliriz, Nazım Hikmet'in hem şair, hem bir toplumal eylemci kimliğiyle nesnel olarak değerlendirilmesi için yine de bir zaman geçmesi gerekmektedir.

Fakat hiç kuşkusuz 100'ncü doğum yılının Türkiye'de ve başka ülkelerde kutlanmakta oluşu dilimiz ve edebiyatımız için hem büyük bir onur hem de büyük şairimizin hak etmiş olduğu bir başarıdır.

- Nazım Hikmet hala Tük vatandaşı değil, vasiyeti de yerine gelmedi. Mezarı Moskova'da...

- Orada yaşamdan ayrıldı ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından da çıkarılmış olduğu için Türkiye'ye getirilmesi sözkonusu değildi o dönemde. Ama mutlaka ülkesinde olması gerekir bu anıt mezarın. Er geç olacaktır bu.

- Sizce Nazım Hikmet'in gücü nedir? Bütün yasaklamalara ve yoksaymalara karşın insanlar az ya da çok onu ve şiirlerini tanıyorlar. Özellikle son yıllarda Nazım bir efsane haline geldi.

- Büyük bir şair olmak, büyük bir sanatçı olmak kolay değildir. Eğer Nazım büyük bir şair, bir dil ustası olmasaydı kişisel yaşamı ya da toplumsal düşünceleri ilgi de çekse de bu kadar karizmatik bir kişiliği olamazdı. Herşeyden önce şairliğinin etkisidir Nazım'ı bugünkü konumuna yükselten. Onun yanısıra denebilir ki ele avuca sığmaz canlı kişiliği ve özellikle de toplumsal alandaki eylemci ve düşünür kimliğiyle cesareti tüm bunların birarada oluşu, Nazım Hikmet efsanesini yaratmıştır. Ama bu efsane aynı ölçüde de gerçektir.


www.Hurriyetim.com.tr



  İbrahim Balaban 

'Şair Baba'sını anlatıyor...
 
Türk resim sanatının yaşayan büyük ustalarından biri olan İbrahim Balaban, 1937 yılının son günlerinde, henüz 16 yaşındayken cezaevine düştü. Altı ay hapis ve üç ay da para cezasına çarptırılan Balaban, para cezasını ödeyemeyince üç yıl cezaevinde kaldı. Cezasının bitmesine çok az bir zaman kala dört mahkumun saldırısına uğradı. Balaban, daha sonra hasmını öldürdüğü için yeniden cezaevine girdi. 1942 ile 45 ve 1948 ile 50 yılları arasını Bursa Cezaevi'nde geçirdi. Resme yeteneği olan ve sürekli resim yapan Balaban, Nazım Hikmet'le Bursa Cezaevi'nde tanıştı. Nazım'ın desteğiyle resim çalışmalarını sürdürdü.

Balaban, kendisinden 20 yaş büyük olan ve 'Şair Baba' diye çağırdığı Nazım Hikmet'le geçirdiği günleri anlattı:

"Nazım Hikmet, hapispaneye ilk geldiği zaman herkes onun hakkında bir şeyler söylüyordu. Bence söylenilen hiç bir şey Nazım Hikmet'i tam olarak yansıtmıyordu. Bütün mahpuslar, Nazım'ı kendilerine göre anlatıyordu.

Mesela, Nazım'ın Yavuz Zırhlısı'nı kaçırırken yakalandığını söyleyenler vardı. Bazıları onu bu yüzden büyük bir kahraman olarak görüyordu. Çünkü onlar, bu kadar büyük bir gemiyi ancak Don Kişot gibi, Köroğlu gibi bir adamın kaçırabileceğini düşünüyorlardı.

Mahkumların bir çoğu da Nazım Hikmet'i kötü tanıyordu. Onlara göre Nazım Hikmet komünistti ve komünizm kötü bir şeydi.

Ben de Nazım'ın neden içeri düştüğünü sorduğumda komünist olduğunu söylemişlerdi. Benim için önemli değildi bu. Zaten o sıralar komünizmin ne olduğunu da bilmiyordum. Bana komünizmin kötü bir şey olduğunu söylediler. "Ayıp mıdır bunu konuşmak dedim" ayıp olduğunu söylediler. Lugatlara bakarım o zaman dedim, onlar bu sözcüğün anlamının lugatlarda da olmadığını söylediler.

Bana kalırsa o dönemlerde Nazım Hikmet'in tek suçu dünyaya gelmiş olmaktı. Ne yaparsa yapsın, onu cezalandırıyorlardı. Oysa şimdi aradan bunca zaman geçtikten sonra doğumunun 100'üncü yılı kutlanıyor.

NAZIM DÜNYAYA SIĞMIYORDU

İnsanların o dönemde Nazım Hikmet'ten korktuğunu düşünüyorum. Korkuyorlardı, çünkü Nazım Hikmet dünyaya sığmıyordu. Yazdığı şiirler o kadar çok sevilip okunuyordu ki... Bana kalırsa bu, iktidarı rahatsız etti ve Nazım Hikmet'i içeri atmaktan başka çare bulamadılar. Herkes bu güzel adama kendince bir çamur atıyordu. "Öyleyse bu çamurun içinde 28 yıl yatsın bakalım" deniliyordu.

Ben de suçsuz yere cezaevine düşmüştüm. Jandarma beni falakaya yatırıp suçu kabul ettirmişti. Öfkeden patlayacak haldeydim. Habire resim çiziyordum. Daha çok da tüfek resimleri. Jandarmalardan ve hükümetten intikam almayı düşünüyordum.

Ben bunları yapıp dururken mahkumlardan biri bana cezaevine bir ressamın geldiğini, insanların yüzüne baka baka resim yaptığını söyledi. Beni o adama götürmesini istedim. "Olmaz" dedi. "Neden" diye sorunca da "Bu adam komünist. Hem, eğer seni beğenirse resmini yapar" dedi. Portresini yaptığı insanlardan kaç lira aldığını sorunca da "Para almıyor, sadece boya parası, 250 kuruş" dedi.

Sonunda beni Nazım Hikmet'in yanına götürdüler. Resmimi yapmaya başladı. Aslında benim amacım resmimi yaptırmak da değildi. Bir ressamın nasıl çalıştığını görmek istiyordum.

Nazım Hikmet, kalemi kaldırıp yüzüme karşı önce dikey olarak, sonra yatay olarak tutuyordu. Sonunda benim resmimi yaptı. Ben de onun nasıl çalıştığını izledim. Koğuşa dönünce de bir mahkuma "Geç bakalım Ali Dayı" dedim ve Nazım'dan gördüğüm yöntemle adamın portresini çizmeye başladım.

Derken Çete Hasan diye bir mahkum geldi. "Sen ne yapıyorsun, resim yapmak için Nazım Hikmet'ten izin aldın mı" diye sordu. " Bu hükümete karşı gelmiş adam, bir dilekçe yazarsa seni Sinop Cezaevi'ne sürerler " dedi.

Sonra bir gün berberhanedeydim. Ekmek parası kazanmak için berberlik yapıyordum. Nazım Hikmet girdi içeri. Herkes ayağa kalktı. Ben aynanın önünde oturuyordum. Arkamda dikildi "Merhaba İbrahim' dedi. Benim resmimi yapmak istediğini söyledi. Ben "Zaten benim resmimi yaptın" deyince onu beğenmediğini bir kez daha yapmak istediğini söyledi.

Yaptırmak istemedim. "Neden" diye sorunca ben de resim yaptığımı söyledim. "Yani böyle aynaya bakarak kendi resmini yapabiliyor musun" diye sordu. "Tabi" yaparım deyince "Benim resmimi de yapabilir misin" dedi. Ben de oturup onun resmini çizmeye başladım. Hiç model gibi durmazdı. Hareketliydi. Tam ben resmi çizerken kağıdı elimden kapıp bakmaya başladı. Daha bitirmediğimi söylememe karşın geri vermedi. Daha önce çizdiğim resimleri de görmek istedi.

Nazım Hikmet bana akademi okuyup okumadığımı sordu. Okumadığımı söyledim. "Peki ya lise" dedi. Bu arada liseyi okumayan bir adamı Nazım Hikmet sevmez diye düşünüp korkuyordum bir yandan da. "Peki ortaokul" diye sorunca "Bizim köyde ortaokul yoktu" dedim.

Ayağa kalktı, beni öyle bir kucakladı ki. İkimizin de gözlerinden yaşlar akıyordu o sırada. "Beni çıraklığa kabul ediyor musun" diye sorunca "Sen beni ustalığa kabul ediyor musun" diye cevapladı. O günden sonra da resim çalışmalarını hızlandırdık.

ONDAN AYRILMAK İSTEMEDİM

Bir ara benim İmralı'ya gitmem gerekti. İstemedim gitmeyi, Nazım Hikmet'ten ayrılmak istemedim. Yarım kalmış kültürümle ne yapabilirim diye düşünüyordum. Nazım bana "Bu kadar aşkla, şevkle çalışan bir delikanlı nereye giderse gitsin kendine bir usta bulur" dedi.

- Sonuçta İmralı'ya gittiniz...
- İmralı'dan Bursa Cezaevi'ne döndüğüm zaman ustam Şair Baba'ya kavuşmanın sevincini yaşıyordum. Yeniden tablolar yapmaya başladım. Bu arada Nazım Hikmet "Balaban, artık yağlı boyaya başla" dedi. Bir gün oturup, düşünüyordum. Yanıma geldi "Neden çalışmıyorsun" dedi. "Düşünüyorum" deyince "Olmaz" dedi. "Hem resim yapacaksın, hem düşüneceksin. Oturduğun yerde düşünmekle bir şey yapılmaz" dedi.

Bu arada bir gün Hazım Hikmet gelip bana "Resim yapmayı bırak artık dedi. Bana ders vereceğini söyledi. Sosyoloji, ekonomi politik ve felsefe dersleri verdi bana. İki ay böyle sürdürdük çalışmalarımızı. Nazım anlatıyor, ben dinliyordum. Sonra bana soruyordu anlattıklarından.

- Diğer mahkumlar Nazım Hikmet'e nasıl davranıyordu, tavırları nasıldı?
- Nazım Hikmet'te mesafeli davranıyorlar. Çekiniyorlardı biraz ondan.

- Nasıl bir insandı genelde?
- Coşkulu, yerinde duramayan, hareketli bir adamdı.

- Ressam olmanız konusunda büyük desteği var.
- Evet. Nazım Hikmet'le röportaj yapmak için Ahmet Emin Yalman falan geliyordu cezaevine. Nazım onlara benim yaptığım tabloları da gösteriyordu. O ara Vatan Gazetesi'nde 'Cezaevinde Yetişen Ressam' diye benden sözeden bir haber çımkıştı. Bana gerçekten de büyük katkısı oldu. Ressam olmamı sağladı. Bildiklerini öğretti, beni kültürle donattı. Ama bana asla şunu şöyle yap, bunu böyle yap demedi. Kendi yöntemimi bulmam konusunda beni serbest bıraktı. Eğer aksini yapsaydı ben 'cüce' kalırdım.

- O sırada evliydi Piraye ile...
- Evet evliydi. Ama ayrılmak üzereydi. Çünkü Münevver gelmişti. O sıralarda çok karamsardı Şair Baba. Şiirleri Fransa'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da yayınlanıyordu, serbest bırakılması için kampanyalar yürütülüyordu. Ama o cezaevindeydi. Münevver Yenge gelince neşelendi yine. Birden bire Piraye'den boşanmaya karar verdiğini söyledi. Ama arada kararsız kalıyordu. Münevver de evliydi ve çocuğu vardı. O yüzden birden bire kocasından ayrılmak istemiyordu. Bu arada Nazım Hikmet Piraye'ye de pişmanlık dolu mektuplar yazıyordu. Bir keresinde Piraye'nin kendisini ziyarete geldiğini tam ona sarılmak istediğinde onu ittiğini anlatmıştı bana.

İNTİHAR EDECEĞİM DEDİ

Bir gün çok perişandı Şair Baba. Yatağına uzanmıştı. "Balaban gel buraya" dedi. Bir kutu hap vardı onları gösterdi. "İntihar edeceğim" dedi. Şaşırdım. Ağlamaya başladım. "Üç yere mektup yazacağım. Sen de bunları göndereceksin" dedi.

Hazırladığı mektup da şöyleydi: "İnsanlar! Duyduk duymadık demeyin. İnsanlar! İyiyi ve güzeli, çalışkan insanları ve baskı altında tutulan aydınları savunmak için, Türkçe konuşabilmek için silahımı sıkıyorum. İnsanlar, beni kınamayın. Ne yapayım, ölümü silah gibi kullanmaktan, kendimi fişek yerine k****ktan başka. Biliyorum, kavganın en kolayıdır, ama karşı koymanın son çaresi."

Bunu bana ezberletti. Avlunun ön kısmına çıktık ben, bunu tekrar ediyordum ona. Avluda gezip dururken ben de bir takım çareler düşünüyordum.

Konuşuyorduk. Bana namaz kılıp kılmadığımı sordu, sonra da oruç tutup tutmadığımı. Hayatımın bir döneminde, cezaevine gelinceye kadar tuttuğumu söyledim. "Zor mudur" diye sordu. Zor olmadığını söyledim. Anlatım ona. "Ya ne güzelmiş oruç tutmak" dedi.

"Oruç tutmak!" dedi "Balaban, dur hele dur, aklıma bir şey geldi. Ben açlık grevine gireceğim. Eğer serbest bırakmazlarsa ölene kadar vazgeçmem."

Sonra bana şöyle dedi: "İyice bakacaksın, öldüğümden emin olduktan sonra yazdığım mektubu Başbakan'a, Cumhurbaşkanı'na ve Adalet Bakanı'na göndereceksin."

Bu arada o açlık grevindeyken resmini çizmemi de istedi. Ne kadar zamanda ne kadar zayıflayacağını görmek istiyordu.

Açlık grevine başladıktan sonra onu İstanbul'a götürdüler. Ondan sonra da uzun bir süre mektuplaştık. Af oldu ve o da ben de özgürlüğümüze kavuştuk.

Sonra resimlerimle beraber İstanbul'a gittim. Altı ay kadar Nazım'la kaldım. Benim tablolarımı annesinin evinin duvarlarına asıyordu. Eve gelenlere gösteriyordu.

- Nazım Hikmet'in kaçtığını nasıl öğrendiniz?
- Nazım'ın kaçtığını ben Sivas'ta askerdeyken öğrendim. Bir pazar günüydü. Gazetede okudum. Öyle çok üzüldüm ki... Kendimi rüyada gibi hissettim. Sanki çok ağır bir hastalığa yakalanmış gibiydim. İki arkadaşım koluma girip beni birliğime kadar götürdüler.

Nazım Hikmet gerçekten de büyük bir adamdı. Beni kültürle donattı ressamlığa yöneltti. Bir güneşti ve ben o güneşin içinden doğdum.Bence onun gibi insanlar bu dünyaya kolay kolay gelmez.




-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 17/Eylül/2007 Saat 05:37
BIR AYRILIS HIKAYESI

Erkek kadina dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasil,
avuçlarimda camdan bir sey gibi kalbimi sikip
parmaklarimi kanatarak
kirasiya
çildirasiya...
Erkek kadina dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasil,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin bes yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadin erkege dedi ki:
-Baktim
dudagimla, yüregimle, kafamla;
severek, korkarak, egilerek,
dudagina, yüregine, kafana.
Simdi ne söylüyorsam
karanlikta bir fisilti gibi sen ögrettin bana..
Ve ben artik
biliyorum:
Topragin -
yüzü günesli bir ana gibi -
en son en güzel çocugunu emzirdigini..
Fakat neyleyim
saçlarim dolanmis
ölmekte olan parmaklarina
basimi kurtarmam kabil
degil!
Sen
yürümelisin,
yeni dogan çocugun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni birakarak...
Kadin sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düstü yere...
Kapandi bir pencere...
AYRILDILAR...
işte en çok sevdiğim şiirlerindn biri...


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 17/Eylül/2007 Saat 05:39
KARIMA MEKTUP

                                                                   33 - 11 - 11
                                                                       Bursa 
                                                                     Hapisane

Bir tanem!
Son mektubunda :
"Başım sızlıyor
               yüreğim sersem!"
                                   diyorsun.
"Seni asarlarsa
               seni kaybedersem;"
                                   diyorsun;
                                         "yaşıyamam!"
Yaşarsın karıcığım,
kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgârda;
yaşarsın, kalbimin kızıl saçlı bacısı
en fazla bir yıl sürer
                      yirminci asırlılarda
                                        ölüm acısı.
Ölüm
bir ipte sallanan bir ölü.
Bu ölüme bir türlü
                      razı olmuyor gönlüm.
Fakat
emin ol ki sevgili;
zavallı bir çingenenin
                 kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli
                                            geçirecekse eğer
                                                 ipi boğazıma,
mavi gözlerimde korkuyu görmek için
                                    boşuna bakacaklar
                                                        Nâzıma!

Ben,
alacakaranlığında son sabahımın
dostlarımı ve seni göreceğim,
ve yalnız
yarı kalmış bir şarkının acısını
                                 toprağa götüreceğim...
Karım benim!
İyi yürekli,
altın renkli,
gözleri baldan tatlı arım benim;
ne diye yazdım sana
                        istendiğini idamımın,
daha dâva ilk adımında
ve bir şalgam gibi koparmıyorlar
                                 kellesini adamın.
Haydi bunlara boş ver.
Bunlar uzak bir ihtimal.
Paran varsa eğer
            bana fanile bir don al,
tuttu bacağımın siyatik ağrısı.
Ve unutma ki
daima iyi şeyler düşünmeli
                        bir mahpusun karısı.


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 20/Eylül/2007 Saat 15:05
      MAVİ LİMAN
 
Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın...
                                                  
              NAZIM HİKMET RAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 23/Eylül/2007 Saat 10:39
 
 
ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak;
nasıl çıkar karanlıklar
                              aydınlığa
                                           ...


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: pesimistx
Mesaj Tarihi: 23/Eylül/2007 Saat 12:23
CEVİZ AĞACI 

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var,
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
 
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.


-------------
sana ben aç çocukların gözlerinde vuruldum..


Mesajı Yazan: kelebekk_06
Mesaj Tarihi: 23/Eylül/2007 Saat 13:34
giderayak işlerim var bitirilecek.. bunu tavsiye ederim..benm çok hosuma gidiyor..


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 23/Eylül/2007 Saat 19:26
SON OTOBÜS

Gece yarısı. Son otobüs.
Biletçi kesti bileti.
Beni ne bir kara haber bekliyor evde,
           ne rakı ziyafeti.
Beni ayrılık bekliyor.
Yürüyorum ayrılığa korkusuz
                                    ve kedersiz.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telâşsız, rahat
                                     seyredebiliyorum artık.
Artık şaşırtmıyor beni dostun kahpeliği,
                                     elimi sıkarken sapladığı bıçak.
Nafile, artık kışkırtamıyor beni düşman.
Geçtim putların ormanından
                     baltalayarak
               ne de kolay yıkılıyorlardı.
Yeniden vurdum mihenge inandığım şeyleri,
               çoğu katkısız çıktı çok şükür.
Ne böylesine pırıl pırıl olmuşluğum vardı,
                         ne böylesine hür.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Dünyayı telâşsız, rahat
                           seyredebiliyorum artık.
Bakınıyorum başımı kaldırıp işten,
karşıma çıkıveriyor geçmişten
                                     bir söz
                                     bir koku
                                     bir el işareti.

Söz dostça
      koku güzel,
                  el eden sevgilim.
Kederlendirmiyor artık beni hâtıraların dâveti.
Hâtıralardan şikâyetçi değilim.
Hiçbir şeyden şikâyetim yok zaten,
yüreğimin durup dinlenmeden
                     kocaman bir diş gibi ağrımasından bile.

İyice yaklaştı bana büyük karanlık.
Artık ne kibri nâzırın, ne kâtibinin şakşağı.
Tas tas ışık dökünüyorum başımdan aşağı,
güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
Ve belki, ne yazık,
                hattâ en güzel yalan
                        beni kandıramıyor artık.
Artık söz sarhoş edemiyor beni,
ne başkasınınki, ne kendiminki.

İşte böyle gülüm,
iyice yaklaştı bana ölüm.
Dünya, her zamankinden güzel, dünya.
Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi,
                     başladım soyunmağa.
Bir tiren penceresiydim,
                     bir istasyonum şimdi.
Evin içerisiydim,
                     şimdi kapısıyım kilitsiz.
Bir kat daha seviyorum konukları.
Ve sıcak her zamankinden sarı,
                     kar her zamankinden temiz.

                                                            Pırağ, 21 Temmuz 957
                         NAZIM HİKMET RAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 13/Ekim/2007 Saat 22:15
YÜRÜMEK...

yürümek;
yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
karanlığın gözüne bakarak yürümek..
yürümek;
dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek ..
yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek ..
yürümek;
yürekten gülerekten yürümek ...
 
NAZIM HİKMET RAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 13/Ekim/2007 Saat 22:16
YUMDUM GÖZLERİMİ

Yumdum gözlerimi
Karanlıkta sen varsın
Karanlıkta sırtüstü yatıyorsun
Karanlıkta bir altın üçgendir alnın ve bileklerin

Yumulu göz kapaklarımın içindesin sevdiceğim
Yumulu göz kapaklarımın içinde şarkılar
Şimdi orda herşey seninle başlıyor
Şimdi orda hiçbir şey yok senden önceme ait
Ve sana ait olmayan
 
NAZIM HİKMET RAN



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 13/Ekim/2007 Saat 22:18
...
Şimdi orda herşey seninle başlıyor
Şimdi orda hiçbir şey yok senden önceme ait
Ve sana ait olmayan
 ...


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 13/Ekim/2007 Saat 22:26
BİR FOTOĞRAFA

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tir..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

NAZIM HİKMET RAN

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 13/Ekim/2007 Saat 23:37
önemli olan zamana bırakmak değil..
zamanla bırakmamaktır..


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: TüRkÇe VeRinTi
Mesaj Tarihi: 13/Ekim/2007 Saat 23:41
Orjinalini yazan: dont_pain

önemli olan zamana bırakmak değil..
zamanla bırakmamaktır..
doğru söze ne hacet


-------------
Beklemesini bilenin her şey ayağına gelir...;)


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 14/Ekim/2007 Saat 00:56
Ruhum ne ondan önce vardı, ne ondan ayrı bir sırrın kemâlidir,
ruhum onun, o dışımdaki âlemin bende akseden hayâlidir.
Ve aslından en uzak ve aslına en yakın hayâl
bana ışığı vuran yârimin cemâlidir...

Nazım Hikmet RAN
rubailer_ 1.Bölüm-2.rubai


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 29/Ekim/2007 Saat 02:05
ZAFERE DAİR

Korkunç ellerinle bastırıp yaranı
                                        dudaklarını kanatarak
                                        dayanılmakta ağrıya.
Şimdi çıplak ve merhametsiz
                                        bir çığlık oldu ümid...
Ve zafer
         artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
                                                    tırnakla sökülüp koparılacaktır...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin
                      zalim
                               ve kurnaz.
Ölüyor çarpışarak insanlarımız
— halbuki nasıl hakketmişlerdi yaşamayı —
ölüyor insanlarımız
                     — ne kadar çok —
sanki şarkılar ve bayraklarla
                                   bir bayram günü nümayişe çıktılar
                                                                     öyle genç
                                                                            ve fütursuz...

Günler ağır.
Günler ölüm haberleriyle geliyor.
En güzel dünyaları
                               yaktık ellerimizle
ve gözümüzde kaybettik ağlamayı :
bizi bir parça hazin ve dimdik bırakıp
                                        gözyaşlarımız gittiler
ve bundan dolayı
                       biz unuttuk bağışlamayı...

Varılacak yere
                kan içinde varılacaktır.
Ve zafer
          artık hiçbir şeyi affetmeyecek kadar
                                                   tırnakla sökülüp
                                                                   koparılacaktır...

                                                                                            1941, Sonbahar... 

NAZIM HİKMET RAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 29/Ekim/2007 Saat 02:27
 

30 Eylül 1945

Seni düşünmek güzel şey
                                  ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
                              şarkı söylemek istiyorum...

5 Ekim 1945

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğrettiler :
                aç kalmayı, üşümeyi,
                yorgunluğu ölesiye
                ve birbirimizden ayrı düşmeyi.
Henüz öldürmek zorunda bırakılmadık
ve öldürülmek işi geçmedi başımızdan.

İkimiz de biliyoruz, sevgilim,
öğretebiliriz :
                dövüşmeyi insanlarımız için
                ve her gün biraz daha candan
                                                  biraz daha iyi
                                                                  sevmeyi...

 
10 Ekim 1945

Gözlerine bakarken
        güneşli bir toprak kokusu vuruyor başıma,
        bir buğday tarlasında, ekinlerin içinde kayboluyorum...

Yeşil pırıltılarla uçsuz bucaksız bir uçurum,
durup dinlenmeden değişen ebedî madde gibi gözlerin :
                                                sırrını her gün bir parça veren
                                                fakat hiçbir zaman
                                                büsbütün teslim olmayacak olan...

 

1945 yılı Aralık ayının dördü

İlk göz göze geldiğimiz günkü elbiseni çıkar sandıktan,
giyin, kuşan,
benze bahar ağaçlarına...
Hapisten
          mektubun içinde yolladığım karanfili tak saçlarına,
kaldır, öpülesi çizgilerle kırışık beyaz, geniş alnını,
böyle bir günde yılgın ve kederli değil,
                                                  ne münasebet,
böyle bir günde bir isyan bayrağı gibi güzel olmalı Nâzım Hikmetin
          kadını...

 

6 Aralık 1945

Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
                meyve çağında ağacın,
                serpilip gelişen hayatın düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :
                                — çürüyen diş, dökülen et —,
                         bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla
                                        bu güzelim memlekette hürriyet...

 

 




-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 17:34
MEMLEKETIMI SEVIYORUM

Memleketimi seviyorum :
Çinarlarinda kolan vurdum, hapisanelerinde yattim.
Hiçbir sey gidermez iç sikintimi
memleketimin sarkilari ve tütünü gibi.

Memleketim :
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kursun kubbeler ve fabrika bacalari
benim o kendi kendinden bile gizleyerek
sarkik biyiklari altindan gülen halkimin eseridir.

Memleketim.
Memleketim ne kadar genis :
dolasmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, Izmir, Ulukisla, Maras, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasini yalniz türkülerinden taniyorum
ve güneye
pamuk isleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye
                                                                  utaniyorum.

Memleketim :
develer, tren, Ford arabalari ve hasta esekler,
kavak
          sögüt
                   ve kirmizi toprak.

Memleketim.
Çam ormanlarini, en tatli sulari ve dag basi göllerini seven
                                                                                alabalik
                    ve onun yarim kilolugu
                                  pulsuz, gümüs derisinde kiziltilarla
                                                       Bolu'nun Abant gölünde yüzer.

Memleketim :
Ankara ovasinda keçiler :
kumral, ipekli, uzun kürklerin pirildamasi.
Yagli, agir findigi Giresun'un.
Al yanaklari mis gibi kokan Amasya elmasi,
zeytin
        incir
               kavun
ve renk renk
                      salkim salkim üzümler
ve sonra karasaban
ve sonra kara sigir
ve sonra : ileri, güzel, iyi
                                    her seyi
                hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazir,
çaliskan, namuslu, yigit insanlarim
                                        yari aç, yari tok
                                                             yari esir...

nazım hikmet ran



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 01/Kasım/2007 Saat 17:46
SEVGILIM

Sevgilim,
baslar önde, gözler alabildigine açik,
yanan sehirlerin kiziltisi,
                            çignenen ekinler
                            ve bitmez tükenmez ayak sesleri :
                                                                                 gidiliyor.
Ve insanlar katlediliyor :
                                        agaçlardan ve danalardan
                                                                            daha rahat
                                                                            daha kolay
                                                                            daha çok.

Sevgilim,
bu ayak sesleri, bu katliâmda
hürriyetimi, ekmegimi ve seni kaybettigim oldu,
fakat açligin, karanligin ve çigliklarin içinden
günesli elleriyle kapimizi çalacak olan
gelecek günlere güvenimi kaybetmedim hiçbir zaman...

   


Nazım Hikmet Ran


 



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: türkçeci
Mesaj Tarihi: 22/Kasım/2007 Saat 12:00

Tahir olmak da ayıp değil
Zühre olmak da..
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Bütün iş Tahir'le Zühre olabilmekte
Yani yürekte.

Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarmda bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanm da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

 bu da benim favorim karşılıksız aşkı en güsel anlatan şiir belki de..

-------------
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız,
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır..
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir..
    haydar ergülen


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 22/Kasım/2007 Saat 19:31

bana tahir ile zühre gercek ask sembolü gelmiştir hep... 

karsındakininde seni sevmesini beklemeden sevemenin, aşkı karsılık beklemeden buna hiç tahammül etmeden kendi içinde de olsa dolu dizgin ve bir okadar gururlu yasamanın, sevgin için hiç pişman olmadan yürüyebilmenin sembolü...
 
 


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 22/Kasım/2007 Saat 19:55
VASİYET

Yoldaşlar nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
         ırgat Osman yatsın yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
           çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
                    daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşularıma gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...    
 
 


-------------


Mesajı Yazan: ilyada
Mesaj Tarihi: 27/Kasım/2007 Saat 17:37
nazım hikmeti ve onun şiirlerini çok seviyorumm


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 21/Aralık/2007 Saat 14:57
         ....GÖZLERİN....

Gözlerin gözlerin gözlerin,
ister hapisaneme, ister hastaneme gel,
gözlerin gözlerin gözlerin hep güneşte,
şu Mayıs ayı sonlarında öyledir işte
Antalya tarafında ekinler seher vakti.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
kaç defa karşımda ağladılar
çırılçıplak kaldı gözlerin
altı aylık çocuk gözleri gibi kocaman ve çırılçıplak,
fakat bir gün bile güneşsiz kalmadılar.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gözlerin bir mahmurlaşmayagörsün
sevinçli bahtiyar
alabildiğine akıllı ve mükemmel 
dillere destan bir şeyler olur dünyaya sevdası insanın.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
sonbaharda öyledir işte kestanelikleri Bursa'nın
ve yaz yağmurundan sonra yapraklar
ve her mevsim ve her saat İstanbul.

Gözlerin gözlerin gözlerin,
gün gelecek gülüm, gün gelecek,
kardeş insanlar birbirine
senin gözlerinle bakacaklar gülüm,
senin gözlerinle bakacaklar.
 
NAZIM HİKMET RAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 21/Aralık/2007 Saat 15:04
en sevdiğim Nazım Hikmet şiirlerindendir bu

VATAN HAİNİ

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

28.07.1962



-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 21/Aralık/2007 Saat 22:19
buraya yazdığım her şiirini ayrı seviyorum...
 
kısacası onu seviyorum...
 
keşke tanısma şansına hatta birkere uzaktanda olsa görme şansına sahip olsaydım...


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 21/Aralık/2007 Saat 22:26
vasiyet şiirini okudukça ülkemizin sanatçılara gösterdiği(!) değeri anlıyorum
ve inanın çok üzülüyorum...


-------------


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 21/Aralık/2007 Saat 22:33
söz konusu SANATCI olunca maalesef üzülmemek elde değil...

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: iwfx
Mesaj Tarihi: 10/Şubat/2008 Saat 01:52
Meşgale

Öküzlerimin boynuzlarında aydınlanırken ortalık
toprağı sürüyorum sabırlı bir kibirle
çıplak ayaklarımda toprak nemli ve ılık.
Demir dövüyorum öğleye kadar
kırmızıya boyanıyor karanlık.
Yapraklarında yeşilin en güzeli,
zeytin devşiriyorum ikindi sıcağında
üstüm başım, yüzüm gözüm ışık.
Her akşam mutlaka misafirim var,
kapım bütün şarkılara alabildiğine açık.
Geleceyin suya diz boyu girip
çekiyorum denizden ağları:
yıldızlarla balıklar karmakarışık.
Benden sorulur oldu dünyanın hali artık:
insan ve toprak, karanlık ve aydınlık.
Anladın ya işim başımdan aşkın,
beni lafa tutma, gülüm,
ben sana aşık olmakla meşgulum.


-------------
-
perpetual gloom


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 00:43
Toprakta suyu bulan bir kök gibi o
                      diyor ki bana:
<<Yemek, içmek, soğuk, sıcak, kavga, koku,
                                  renk,
ölmek için yaşamak değil,
yaşamak için ölmek...>>


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 11:32
Belki ben
o günden
çok daha evvel,
köprü başında sallanarak
bir sabah vakti gölgemi asfalta salacağım.
Belki ben
o günden
çok daha sonra ,
matruş çenemde ak bir sakalın izi
sağ kalacağım...
Ve ben
o günden
çok daha sonra:
sağ kalırsam eğer,
şehrin meydan kenarlarında yaslanıp
duvarlara
son kavgadan benim gibi sağ kalan
ihtiyarlara,
bayram akşamlarında keman
çalacağım...
Etrafta mükemmel bir gecenin
ışıklı kaldırımları
Ve yeni şarkılar söyleyen
yeni insanların
adımları...


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 11:47
 
  ...SENİ SEVİYORUM...
 
Çömeldim bakıyorum toprağa,
Otlara bakıyorum,
Böceklere bakıyorum,
Mavi mavi çiçek açmış dallara bakıyorum..

Sen bahar toprağı gibisin sevgilim,
Sana bakıyorum.
Sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü..
Ağacın dallarını görüyorum,
Uçan leylekleri görüyorum..

Sen bahar mevsiminde gökyüzü gibisin sevgilim,
Seni görüyorum..
Gece kırda ateş yaktım, ateşe dokunuyorum,
Suya dokunuyorum, kumaşa dokunuyorum,
Gümüşe dokunuyorum..

Sen yıldızların altında yakılan ateş gibisin sevgilim,
Sana dokunuyorum..
İnsanların içindeyim seviyorum insanları..
Hareketi seviyorum,
Düşünceyi seviyorum,
Kavgamı seviyorum,
Sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim,
Seni seviyorum..

Nazım Hikmet Ran..



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 19:18
CENAZE MERASİMİM

Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenler daracık

Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.

Kamyona, yerli gelenekle,yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir güvercinden; uğurdur.
Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma,
meraklıdır ölülere çocuklar.

Bakacak arkamdan mutfak penceremiz.
Balkonumuz geçirecek beni çamaşırlarıyla.
Ben bu avluda bahtiyar yaşadım bilemediğiniz kadar.
Avludaşlarım, uzun ömürler dilerim hepinize...


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 19:21
onu görememiş olmak beni okadar üzüyoki...

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 19:38
görememiş olsak ta , hala günümüzün en iyi şairlerinden biri ve hep de boyle kalacak , onun kalbimizdeki yeri ayrı , gerek kişiliğiyle gerekse şiirleriyle edebiyatıyla ...

-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 20:33

içinden gelen her duyguyu çok iyi yansıtan bi şairimiz...



-------------


Mesajı Yazan: omço
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 20:39
bir gün necip fazıl ve nazım hikmet nezarete düşerler.tabi kapı ancak bir kişini gecebilecegi genıslıkte.bunu üzerine nazım hikmet:
-ben köpeklere yer vermem. cevabını verir ve üstad o tarihe gececek cevabı verir:
-ben veririmm!!!insan insandır,ayrım yapmam.


Mesajı Yazan: omço
Mesaj Tarihi: 22/Şubat/2008 Saat 20:42
bu iki dev şair arasında gecen bir diğer ilginç diyalog ise şöyle:
bir gün nazım hikmet necip fazıla:
-sen bir alçaksın,der.necip fazıl da cevaben:
-evt ben bir alçagım ama sen bir çukur bile değilsin!!!


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:12
ÇEKİLMEZ BİR ADAM

Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi
Azgın bir hayvan döver gibi
O gün çalışıyorum
Sonra birde bakıyorsun ki
Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü
Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün
Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün
Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet
Çekilmez bir adam oldum yine
Uykusuz, aksi, lanet
Yine her seferki gibi haksızım
Sebep yok olması da imkansız
Bu yaptığım iş ayıp rezalet
Fakat elimde değil
Seni kıskanıyorum.


http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=69 -

-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:14
neden bilmiyorum ama ben bu şiiri çok seviyorum ya :))

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:17
sevgiyi ne kadar da güzel anlatan bir şiir ya , nazım ustamız her zaman ki gibi yine en güzel biçimde , sevmeyi , sevmenin getirdiği kıskançlığı ne kadar da güzel dile getirmiş deil mi :) 

-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:24

BİR CEZAEVİNDE TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI

Senin adını
kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.

Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak...
Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime
yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eski
acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
Yüzümü kızartmıyor benim
onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan
oluşu.
Belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
Belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır...

Saat beş, karıcığım.
Dışarda susuzluğu
acayip fısıltısı
toprak damı
ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
bir sakat ve sıska atıyla,
yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.

Bugün de apansız gece olacaktır.
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
bu ümitsiz tabiatın
ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
Yine o malum sonuna erdik demektir işin,
yani bugün de mükellef bir daüssıla için
yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
Ben,
ben içerdeki adam
yine mutad hünerimi göstereceğim
ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla
yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı
seni böyle uzak,
seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
kafamın içinde duymak...



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:27
HOŞGELDİN

Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM....



-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:28
Orjinalini yazan: Fredd

sevgiyi ne kadar da güzel anlatan bir şiir ya , nazım ustamız her zaman ki gibi yine en güzel biçimde , sevmeyi , sevmenin getirdiği kıskançlığı ne kadar da güzel dile getirmiş deil mi :) 
 
 
tabiiikiii :)) her şiiri süper kıskançlığı anlatısı bile:))
 
hem sevgi olur da kıskançlık olmaz mı ya:)


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:30
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:32
Orjinalini yazan: dont_pain

 tabiiikiii :)) her şiiri süper kıskançlığı anlatısı bile:))
 
hem sevgi olur da kıskançlık olmaz mı ya:)


tabi ki olur yaa :)) olmalı da zaten :) üstelik nazım ustamız soyler de dile getirir de doğru olmaz mı ya :)


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:34
Orjinalini yazan: Fredd

Orjinalini yazan: dont_pain

 tabiiikiii :)) her şiiri süper kıskançlığı anlatısı bile:))
 
hem sevgi olur da kıskançlık olmaz mı ya:)


tabi ki olur yaa :)) olmalı da zaten :) üstelik nazım ustamız soyler de dile getirir de doğru olmaz mı ya :)
 
 
gerci nazım ustanın yediği haltları da biliyoruz ama neyse özel hayt tabi :)
 
girmeyelimm:))


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:34
Orjinalini yazan: dont_pain

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...


hasta olduğum şiirlerden birisidir bu yaa

süper ötesi

ne kadar sade ve temiz duygular var bu şiir de ,

bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:36
Orjinalini yazan: dont_pain

gerci nazım ustanın yediği haltları da biliyoruz ama neyse özel hayt tabi :)
 
girmeyelimm:))


Embarrassed

oraları es geçelim Wink :))


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:38
NASILSIN

İyi günlerimde çok eller uzanır ellerime,
Resmimi, suratımı baş köşeye asarlar...
Fakat demir kapıların her kapanışında üzerime,
Ardında taş duvarların her kaldığım zaman,
Ne arayan beni, ne soran...

Eeeehh, daha iyi be, bunun böyle olduğu...
Minnetim ve borçluluğum yalnız sana kalsın.
İyi günlerimde benim unuttuğum insan eli
Nasılsın?...


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:38
Orjinalini yazan: Fredd

Orjinalini yazan: dont_pain

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...


hasta olduğum şiirlerden birisidir bu yaa

süper ötesi

ne kadar sade ve temiz duygular var bu şiir de ,

bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...
 
 
aynen :)) bende çooook seviyorum bu şiiri :)


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:44
SEVGİLİM YALAN SÖYLERSEM

Sevgilim yalan söylersem sana
Kopsun ve mahrum kalsın dilim
Seni seviyorum demek bahtiyarlığından

Sevgilim yalan yazarsam sana
Kurusun ve mahrum kalsın elim
Okşayabilmek saadetinden seni

Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim
İki nadim gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar
Ve göremesinler seni bir daha


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:46
biinsanın bukadar aşık olabilmesi tuhaf geliyo bana.. inanamıyorum bitürlü.. :)

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:48
neden tuhaf geliyor ki :) bi insan aşıkşa ama gerçekten (!) aşıksa bence çk normal bu şiirler :) 

-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:51
asıksa normal tabi canım ama işte ben zatn şiirler degil asık olabilmesine inanamıyorum:)

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 00:55
o zamanlar duygular daha temizmiş , insanlarda saflık, sevgi ve hayranlık varmış, kavuşmanın zorluğu varmış... sanırım o yüzden olsa gerek bu derece büyük aşklar varmış o zamanlar :) ustamızda o yüzden bu kadar büyük aşıkmış galiba :) 

-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 14:13
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ 

Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!

Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!


Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!


Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!



Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!


-------------


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 23:38
SENİ DÜŞÜNMEK

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: türkçeci
Mesaj Tarihi: 24/Şubat/2008 Saat 23:39
Orjinalini yazan: Fredd

SENİ DÜŞÜNMEK

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.
 
işte bnm favorim !! çok saol fredd


-------------
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız,
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır..
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir..
    haydar ergülen


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 26/Şubat/2008 Saat 20:48

Orhan KARAEVLİ'nin Tanıdığım Nazım Hikmet adlı kitabını okuyan var mı?



-------------


Mesajı Yazan: Fredd
Mesaj Tarihi: 26/Şubat/2008 Saat 20:56

Bırak Doktor, Varsın Çatlasın Bu Yürek

kaç kere beraberce yazmışız şiirlerimi
kaç kere mavi dumandan avuçlarına onun
koymuşum yanan başımı
sanmıyorum kötülük edeceğini bana
ama ilminize hürmeten
ve güzel hatırınız için Lidi Vanna
peki terkedeyim tütünü;
mapushane yoldaşımı

peki Lidi Vanna kafayı çekmeyeyim
ne şarap , ne votka , ne rakı
hatta yılbaşı gecesi
bayramlarda hata
hatta Kosti'nin doğumgünü . .
zaten evet en kolayı bu ,
kırk yıl içmesem aklıma gelmez meret

peki saat on dedi mi
yatrayım yatağa hasta kalbimi
çocuklarla kuşlarla beraber
halbuki mesela geç vakit , geceleyin
kışın hele
rahatsız etmeden büyük uykudaki insanı
usulcacık geçip Kızıl Meydan'ı
dolaşmaya bayılırım
rıhtımında Moskova nehrinin . .
yahut da sabahlamaya Lidi Vanna ,
usta bir kitabın aydınlığında . .

peki en azından altı ay daha
yarin dudağından uzak durayım
zaten ayrılık var arada

anlıyorum Lidi Vanna , yoldaşım
yüksek emirlerinize riayet gerek
yoksa üçüncü bir enfarkt
ve el bombası gibi patlayıp dağılabilir yürek . .
anlıyorum fakat ;
"sevinç , öfke , keder
tütünden de diyorsunuz , uykusuzluktan da beter"
iyi ama doktorcuğum mesela ,
nasıl sevinmem dolu dizgin
gördükçe ben komünist
burda komünizmin elle tutulur hale geldiğini
yahut bu nisan ayında
Fransız seçimlerinde
en çok bizimkilerin oy aldığını?
benim akıllı doktorum , insaf edin ,
nasıl öfkelenmem düşündükçe memleketimi?
çırpınıyor ayakları altında bir avuç hergelenin
sonra , mesela belki görmeyeceğim bir daha
anasıyla Memed'imi

kederlenmemek elde mi güzel gözlü doktorum , elde mi ?

sözün kısası Lidi Vanna ,
şefkatli emeğiniziboşa çıkaracağım diye kızmayın bana . .

BEN VEKARLI , SAKİN , VURDUMDUYMAZ BİR KAYA GİBİ
DENİZ KIYISINDA YAŞAMAYA SÖZ VEREMEYECEĞİM . .

BIRAKIN DOKTOR ,
YÜREK BU , BAKIN NASIL ÇARPIYOR
ÇATLAYACAKSA
ÖFKEDEN , KEDERDEN , SEVİNÇTEN
VARSIN ÇATLASIN


-------------
İzmirin Karşıyakalıları,
Sizleri muhabetle selamlarım.
Ben Bütün İzmir ve İzmirlileri severim.
Güzel İzmir'in temiz kalpli insanlarınında beni sevdiklerinden eminim.

11.10.1925

ATATÜRK


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 26/Şubat/2008 Saat 20:56
ben okumadımm:((

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 26/Şubat/2008 Saat 21:19
BİR ACAYİP DUYGU
Mürdüm eriği
çiçek açmıştır.
— ilkönce zerdali çiçek açar
mürdüm en sonra —
Sevgilim,
çimenin üzerine
diz üstü oturalım
karşı-be-karşı.
Hava lezzetli ve aydınlık
— fakat iyice ısınmadı daha —
çağlanın kabuğu
yemyeşil tüylüdür
henüz yumuşacık...
Bahtiyarız
yaşayabildiğimiz için.
Herhalde çoktan öldürülmüştük
sen Londra'da olsaydın
ben Tobruk'ta olsaydım, bir İngiliz şilebinde yahut...
Sevgilim,
ellerini koy dizlerine
— bileklerin kalın ve beyaz —
sol avucunu çevir :
gün ışığı avucunun içindedir
kayısı gibi...
Dünkü hava akınında ölenlerin
yüz kadarı beş yaşından aşağı,
yirmi dördü emzikte...
Sevgilim,
nar tanesinin rengine bayılırım
— nar tanesi, nur tanesi —
kavunda ıtrı severim
mayhoşluğu erikte ..........»

........ yağmurlu bir gün
yemişlerden ve senden uzak
— daha bir tek ağaç bahar açmadı
kar yağması ihtimali bile var —
Bursa cezaevinde
acayip bir duyguya kapılarak
ve kahredici bir öfke içinde
inadıma yazıyorum bunları,
kendime ve sevgili insanlarıma inat.


-------------


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 26/Şubat/2008 Saat 21:27
DURUP DURURKEN
Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
Durup dururken kafamda bir güneşli duman,
Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne


-------------


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 19/Mart/2008 Saat 02:03
tmm ya sorun değil:))
 
peki bu koyuldu mu...
 
Seviyorum seni
ekmeği tuza banıp yer gibi
Geceleyin ateşler içinde uyanarak
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
Ağır posta paketini
neyin nesi belirsiz
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi
Seviyorum seni
denizi ilk defa uçakla geçer gibi
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
içimde kımıldayan birşeyler gibi
Seviyorum seni
Yaşıyoruz çok şükür der gibi.



-------------


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 19/Mart/2008 Saat 02:06
yok tamamdır bu :))

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 19/Mart/2008 Saat 02:06
peki :))

-------------


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 25/Nisan/2008 Saat 23:53
yüreğimde en derin yerdesin ben ölene kadar da orda kalıcaksın!!
huzur içinde yat ustam!!


-------------


Mesajı Yazan: yitik
Mesaj Tarihi: 26/Nisan/2008 Saat 17:05
Abidin Dino'ya
 
sen, mutluluğun resmini yapabilir misin abidin?
işin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren
melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne
mavi yosunlu akvaryumda yüzen kırmızı balığın
ne de
al çeperli elmanın

1961 yaz ortasındaki küba`nın resmini yapabilir misin?

çok şükür, çok şükür
bugünleri de gördüm
ölsem gam yemem gayrinin
resmini yapabilir misin üstad?

Nazım Hikmet


-------------



Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 21/Mayıs/2008 Saat 22:42



ELLERİNİZE VE YALANA DAİR


Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal,
ağır ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.
Arılar gibi hünerli hafif, sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin altında gizliyen
                                                                                                  elleriniz.

Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
                            bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.
Ve insanlar,
ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi, halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeğe muhtaçsınız.
Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek yemeden
                                                                                    doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
İnsanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
              Yakın Doğu, Orta Doğu, Pasifik Adaları
                            ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.
İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır,
                            kolay atlatılırsın...

İnsanlarım, ah, benim insanlarım,
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
ses yalan söylüyorsa,
söz yalan söylüyorsa,
ellerinizden başka herşey
                    herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi a...l olsun,
                                    elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
            bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
            bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

NAZIM HİKMET RAN

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: ship-a-hoy
Mesaj Tarihi: 27/Mayıs/2008 Saat 10:29
DOSTLUK

Biz haber etmeden haberimizi alırsın,
yedi yıllık yoldan kuş kanadıyla gelirsin.

Gözümüzün dilinden anlar,
elimizin sırrını bilirsin.

Namuslu bir kitap gibi güler,
alnımızın terini silersin.

O gider, bu gider, şu gider,
dostluk, sen yanı başımızda kalırsın
 
NAZIM HİKMET RAN



-------------
E w ® i m d ı s h ı


Mesajı Yazan: ship-a-hoy
Mesaj Tarihi: 27/Mayıs/2008 Saat 10:31
KIZ ÇOCUĞU
 
Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin,
şeker de yiyebilsinler.
 
(Zülfü'den herrr duyduğumda hala ağlatır beni,,rahat uyu Nazım Usta....)


-------------
E w ® i m d ı s h ı


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 22/Haziran/2008 Saat 00:42
          ...BİR AYRILIŞ HİKAYESİ...
 
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
                       NAZIM HİKMET RAN...


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 29/Haziran/2008 Saat 03:41
bu da ustadan bugüne biarmagan olsun!! ve dilerim ki söz yerini bulsun!!!
 
Bu Vatana Nasıl Kıydılar

İnsan olan vatanını satar mı?
Suyun içip ekmeğini yediniz.
Dünyada vatandan aziz şey var mı?
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler,
saçlarından tutup sürüklediler.
götürüp kâfire : "Buyur..." dediler.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş,
vatan çırılçıplak yere serilmiş.
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş.
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir,
günü gelir hesabınız görülür.
Günü gelir sualiniz sorulur :
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

1959

 
Nazım Hikmet RAN


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 29/Haziran/2008 Saat 15:00
umarım söz yerini bulur gamzecim:)!!

-------------


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 29/Haziran/2008 Saat 20:22
Orjinalini yazan: mine89

umarım söz yerini bulur gamzecim:)!!
 
okadar çok görmek ve duymak istemeyn var ki biraz zor mine..


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 26/Temmuz/2008 Saat 03:51
SEN

En güzel günlerimin
üç mel'un adami var:
Ben sokakta rastlasam bile tanimayim diye
en güzel günlerimin bu üç mel' un adamini
yer yer tirnaklarimla kazidim
hatiralarimin camini..
En güzel günlerimin
üç mel'un adami var:
Biri sensin,
biri o,
biri ötekisi..
Düsmanimdir ikisi..
Sana gelince...
Yaziyorsun..
Okuyorum..
Kanli biçakli düsmanim bile olsa,
insanin
bu rütbe alçalabilmesinden korkuyorum..
Ne yazik!..
Ne kadar
beraber geçmis günlerimiz var;
senin
ve benim
en güzel günlerimiz..
Kalbimin kaniyla götürecegim
ebediyete
ben o günleri..
Sana gelince, sen o günleri -
kendi ogluyla yatan,
kizlarinin körpe etini satan
bir ana gibi satiyorsun!.
Satiyorsun:
günde on kaat,
bir çift rugan pabuç,
sicak bir dösek
ve üç yüz papellik rahat
için...
En güzel günlerimin
üç mel'un adami var:
Biri sensin,
Biri o,
biri ötekisi...
Kanli biçakli düsmanimdir ikisi...
Sana gelince...
Ne ben Sezarim,
Ne de sen Brütüssün...
Ne ben sana kizarim
ne de zatin zahmet edip bana küssün..
Artik seninle biz,
düsman bile degiliz..



-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: pesimistx
Mesaj Tarihi: 26/Temmuz/2008 Saat 12:34
tam da bugün vatandaşlıktan çıkarışlmıştı isabet olmuş bu yazı=)

-------------
sana ben aç çocukların gözlerinde vuruldum..


Mesajı Yazan: denizz
Mesaj Tarihi: 01/Eylül/2008 Saat 14:27
fazıl say'ın genco erkal ile yaptığı nazım hikmet orataryosu(böyle yazılıyodu galiba) mükemmeldir herkese öneririm özellikle vatan haini müthiş yorumlanmıstır

en sevdiğim şiir'i davet:)


Mesajı Yazan: letafet
Mesaj Tarihi: 01/Eylül/2008 Saat 14:57

Yaşamaya Dair

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir
sincap
gibi mesala,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, yani,
bütün
işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani, o derece, öylesine ki, mesala,
kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut, kocaman
gözlüklerin,
bembeyaz gömleğinle bir laboratuvarda insanlar için ölebileceksin,
hem
de yüzünü bile görmediğin insanlar için, hem de hiç kimse seni
buna
zorlamamışken, hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu
bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile,
mesala,
zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak, yani

ağır bastığından.

 

Nazım hikmet

 



-------------
l'amour est enfant de boheme il n'ai jamais connu de loi...


Mesajı Yazan: by_jeem!!!
Mesaj Tarihi: 01/Eylül/2008 Saat 15:04
1827 yılında Almanyada Karl Detroit adında bir çocuk dünyaya gelir. Aile içindeki huzursuzluklardan dolayı bir yetimhaneye bırakılır. Biraz büyüdüğünde bir miço kağıdı çıkarıp gemilerde çalışmaya başlar.

Bir gün yolu İstanbula düşer. Gemi boğazdan geçerken denize atlar ve Kız Kulesine sığınır. İki ülke arasında küçük bir politik sorun da oluştursa, dönemin Dışişleri Bakanı konumundaki Sadrazam Ali Paşanın sevgisini kazanıp, himayesine girer. Harbiyede okutulan çocuğa Mehmet Ali adı verilir.

On iki yaşında Kız Kulesine çıkan çocuk II. Abdülhamit döneminde "Paşa" ünvanı alır. Mehmet Ali Paşa 1878 yılında Berlin Antlaşmasında Osmanlıyı temsil eden üç kişiden biridir. Berlin
Antlaşmasında Hristiyan cemaatlere hak tanınmasıyla gerici halkı Mehmet Ali Paşaya karşı kışkırtır...Ve Mehmet Ali Paşa Arnavutlukta linç edilir.

Çocukluğunda Kız Kulesine sığınan Mehmet Ali Paşanın dört kızından biri olan Leyla Hanımını da bir kızı dünyaya gelir. Celile Hanım... Ve sonra, Celile Hanımın bir oğlu olur: Nazım Hikmet!

Tarih: 1 Ocak 1921...Sirkeciden kalkan "Yeni Dünya" isimli bir gemi Anadoluya Kuvai Milliyecileri götürmektedir. Gemide dört de şair vardır: Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, Vala Nureddin ve Nazım Hikmet... Gemi Kız Kulesi önünde İngiliz askerlerince aranır.Arama üstünkörüdür ve geçiş
izni verilir.

1950 yılının sıcak bir Temmuz günü...Nazım Hikmet, hapishaneden çıktığı ilk günde bir arabanın içinde Kız Kulesine doğru yaklaşmaktadır. Üsküdara geldiklerinde gece olur. Her taraf zifiri karanlık. Deniz kıyısına geldiklerinde Kız Kulesi tam karşılarındadır. Büyük dedesi Mehmet Ali
Paşanın on iki yaşında yüzerek çıktığı Kız Kulesine Nazım Hikmet, on iki yıllık bir hapishane hayatından sonra ilk kez bakıyordu.

Nazım Hikmet, Kız Kulesinin karşısında eğildi ve elini denize daldırdı....Ve sonra yere uzanıp, denizdeki çırpıntıyı dinleyerek yıldızları seyre daldı. Arkadaşları Nazım Hikmete, on iki yıl boyunca hapishaneler ve hastaneler arasında geçen dolaşımda hep sorarlardı: "Özgürlüğüne
kavuştuğunda en fazla istediğin nedir? El birliğiyle sana hazırlayalım."

Nazım Hikmet, Kız Kulesinin karşısında elini denize soktuktan sonra yıldızları seyrederek, denizin müziğini dinlediğinde, bu sorunun yanıtını veriyordu.

Bir Not: Bu yazı Sunay Akının "İstanbulun Nazım Planı" adlı kitabının içindeki "Nazım Hikmet ve Kız Kulesi" adlı öyküsünden derlenmiştir. Öykü orada daha uzun ve daha ayrıntılıdır. Sunay Akın
hakkında da bir bilgi vermek gerekirse, 1962 yılında Trabzonda doğmuş, ve Kız Kulesini ilkin annesiyle gittiği bir misafirlikte çay tabağının içindeki bir desen olarak görmüştür. 12 yaşındayken
Salacak Plajından Kız Kulesine yüzmüş ama nöbet tutan askerlerin izin vermemesi nedeniyle adaya çıkamamıştır. Yıllar sonra çıktığı Kız Kulesini, insanlığın gerçek yasalarını şairlerin koyduğu düşüncesiylr "Şiir Cumhuriyeti" ilan etmiştir. Ve ilk yasa olarak orada Nazımın iki dizesini okumuştur.

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür.
Ve bir orman gibi kardeşçesine!"

Sunay Akın 12 Eylül gününde doğmuştur.
Ve 1980 yılından beri doğum gününü kutlamamaktadır.


-------------
YA SEV YA BADABA DU!!!


Mesajı Yazan: by_jeem!!!
Mesaj Tarihi: 01/Eylül/2008 Saat 15:05
bu hikayeye bayılıyorum ve radyoda çay sigara eşliğinde bunu dinlediğim gece yarısını geri istiyorum adeta..

-------------
YA SEV YA BADABA DU!!!


Mesajı Yazan: gofret_beyin
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 14:12
forumun en guzel konularından biri tskler Clap

-------------
geçim derdinde demokrat..


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 14:22
asıl ilgi için ben tesekkür ederim :))

-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: waffle
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 14:31
Nazım Hikmet'i haketmiyoruz galiba.

-------------
Üzgünüz,kriterlerinize göre bir imza bulamadık.


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 14:47
"galiba" biraz eksik kalıyo bu tanı için..
biz Nazım Hikmet i hiç haketmiyoruz.....


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: hazim
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 17:36
ben hakediyorum

-------------
nothing else matters


Mesajı Yazan: Zatoichi
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 18:17
Orjinalini yazan: hazim

ben hakediyorum
 
Big%20smile 


-------------
Ne senin adın Yûsuf, ne de ben Züleyhâ’yım.
Sanma ki ellerimden yırtılacak gömleğin...
Lâkin bir gün Züleyhâ olup gelirsem sana,
Yûsuf gibi karşıla, asil, iffetli, serin...


Mesajı Yazan: dont_pain
Mesaj Tarihi: 18/Ekim/2008 Saat 18:39
Orjinalini yazan: hazim

ben hakediyorum
 
hadi yaa:D nasıl aldın bu kararı peki??
yani ne yaptın da Nazım ı hakettiğine karar verdin =)
 


-------------
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.


Mesajı Yazan: mine89
Mesaj Tarihi: 19/Ekim/2008 Saat 19:59
önemli olan haketmek değil :)

-------------


Mesajı Yazan: mugessh
Mesaj Tarihi: 11/Eylül/2009 Saat 14:36
SENİ DÜŞÜNMEK

Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.

  http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=69 - NAZIM HİKMET
cok guzl bi siir =)


Mesajı Yazan: corpse bride
Mesaj Tarihi: 19/Eylül/2009 Saat 21:03
HOŞGELDİN KADINIM
 

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
yorulmuşsundur;
nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
susamışsındır;
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
acıkmışsındır;
beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
memleket gibi yoksuldur odam.

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
ayağını basTın odama
kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi
güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde
ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam...

Hoş geldin kadınım benim hoş geldin
 
NAZIM HİKMET


-------------
"i kist thee ere i kill'd thee: no way but this,
killing myself, to die upon a kiss."
-othello-



Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat