Sipariş Sistemi Sipariş Sistemi  Anasayfa Anasayfa >Kültür-Sanat >Biyografi
  Aktif Konular Aktif Konular RSS: yusuf hayaloğlu..
  Forumu Ara   Takvim   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş
 





yusuf hayaloğlu..

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
by_jeem!!! Açılır Kutu Gör
Forum Kurdu
Forum Kurdu
Simge

K.Tarihi: 25/Ağustos/2008
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 2959
Tesekkür: 699
Rep: 1681
Mesajın Direkt Linki Konu: yusuf hayaloğlu..
    Gönderim Zamanı: 08/Mart/2009 Saat 17:08
Ömrümün özeti ve beni vareden sebepler

Babam, annem Tunceli-Ovacık kökenli ve çok ünlü Demanan aşiretinin mensupları. Babamın askerliği sonrası hayati nedenlerle, kucaklarında 6 aylık bir bebekle 3 gün boyunca yürüyerek Erzincan'ın Kemaliye (Eğin) ilçesine kaçmak zorunda kalıyorlar.
Başlangıçta çok zorluklarla karşılaşıyorlar. Annem, kullanılmayan eski bir ahırdan bozma, tek gözlü bir evde beni tek başına doğuruyor ve göbeğimi de kendi kesiyor. Geçinebilmek için babam bağlarda, bahçelerde bahçevanlık yaparken annem, evlere temizliğe gidiyor ve 5 çocuklarını okutmaya çalışıyorlar.

Kemaliye, çok göç veren bir ilçe olduğu için birçok konak ve bahçe kendi kaderine terkedilmiş durumdadır. Babamla annem, işlerini çok iyi yapan, yüksek ahlaklı kişiler olarak kendilerini göstermeye başlayınca bu konak ve bahçelerden biri, yarıcı olarak kendilerine verilir. Çok odalı konağın bakımını yaparak oturacaklar ve bahçelerden elde ettikleri dut, ceviz, erik, elma gibi ürünlerin yarısı kendilerinin olacaktır.
Bu yüzden benim çocukluğum, üç katlı eski bir konağın boş odalarında gizemli öyküler düşleyerek, ağaç dallarına kurduğum tüneklerde kitaplar okuyarak; binbir çeşit otu, çiçeği, börtü-böceği inceleyerek geçmiştir. Doğayı tapınırcasına sevişimin, ressam ve şair oluşumun kaynağı da o yıllardan beslenmiştir belki..

Kemaliye'liler tümüyle Türk ve sünni olmalarına rağmen, bizim Zaza ve alevi kökenli oluşumuzu hiç yadırgamayıp sevgiyle, hoşgörüyle bağırlarına basmış; birlikte barış içinde yaşamanın güzelliklerini öğretmiştir. Yaşamım boyunca bütün şoven anlayışlara uzak durup ayrım gözetmeksizin herkesi kucaklayan engin bir hümanizmaya ve tasavvufi bir düşünceye sahip oluşumun kaynağı da buradadır.
Buna rağmen mahalledeki ve okuldaki akranlarımın bana, başka dünyadan gelmiş biri gibi davranıp "Kürdoğlu" diye alay etmeleri karşısında sinmeden, boyun eğmeden onlarla kavga edişimin izleri de, yara-bere olarak kafamda, burukluk olarak kalbimde hep kalmıştır. Haksızlığa karşı mücadele eden, kendi doğrularını savunarak savaşan yanım da o yıllarda şekillenmiş olmalı..


6 yaşımdayken böyle bir kavga esnasında 4 katlı bir binadan düşüp yere çakılarak bacağımın kırılması sonucu aylarca yatağa mahkum olmam; abimin kitaplarından, neredeyse su gibi okuyup yazmama ve ilkokul 1nci sınıfı atlayarak, direkt 2nci sınıftan okulu sürdürmeme sebep olmuştu. Okul birinciliğimin yanısıra, kasabada parasız yatılı sınavını, üstelik Türkiye ikincisi olarak kazanan ilk kişi olmam, yaşamımın aynı zamanda İLK dönüm noktasını oluşturmuştur.
Başarımdan gurur duyup beni ilk ve son defa kucaklayan babamla; o sekiz köşe şapkalı, pala bıyıklı, iri kehribar tespihli, kahır ve umut yüzlü aşiret adamıyla; bir posta treninden, kartpostalını bile görmediğim koca şehir İstanbul'a indiğimde henüz 11 yaşımda bir çocuktum. Gazetenin, sinemanın, radyonun, televizyonun yer almadığı çocuk beynimle, Haydarpaşa garı kapısında, ilk defa karşılaştığım kocaman bir denizin, vapurların, martıların, muhteşem Sultanahmet, Ayasofya silüetlerinin karşısında adeta şok geçiriyordum..


Yaklaşık 2500 kişinin okuduğu o kocaman Haydarpaşa Lisesi'nin pencerelerinden bu muhteşem silüeti izlerken kaç defa ağladım, hatırlamıyorum. Yalnızlıkla ilk tanışmam ve zaman içinde onu en yakın arkadaşım olarak benimsemem de böyle başladı. Ve binlerce kitaplık kütüphaneyi bir sığınak bilip kitaplara gömülerek hayal ufkumu alabildiğine genişletmem de öyle...


Buna rağmen, bizden 7, 10 yaş büyük kıdemli öğrencilerin itip kaktığı, zevk için dövdüğü akranlarımdan farklı olarak, boyun eğmeyen, kavgadan korkmayan, kendini ezdirmeyen yapımla o koşullarda ayakta kalmaya çalıştım.


Fakat savaşarak direnmenin tek başına bir anlam taşımayacağını anlamam ve yaşamda varolmak için başkalarından daha başarılı olmak gerektiği bilincine ulaşmam da aynı koşulların ürünüdür şüphesiz.. Bu yüzden derslerde, oyunlarda, sporda, sosyal ve sanatsal faaliyetlerde hep liderlik savaşı vermiş, geride olmayı asla kabul etmemişimdir. Yine yaşamım boyunca hiç kimseden emir almadan, hiç kimseye de emir vermeden; tek başına ve herşeyden bağımsız; sadece kendi emeği ve ürünleriyle geçinen bir insan olarak hep emeğin, alın terinin yanında yer alışımı da o yıllara borçluyum.


Okul futbol takımının ve Fenerbahçe genç takımının kaleciliğini yaparken bir maçta burnumun kırılmasıyla sporu bırakıp sanata yönelmem ise yaşamımın İKİNCİ dönüm noktasını oluşturmuştur. Okul orkestrasında, tiyatrosunda, duvar gazetesinde; resim, şiir ve münazara yarışmalarında hep en önde olmakla beraber derslere olan ilgimin azalmasıyla sınıfta kalışım ve parasız yatılı hakkımı kaybedişim yaşamımdaki ilk yenilgim olarak hala içimi acıtır. Bir süre annemlerin yanında Elazığ Lisesi'nde okurken bile bu gidişata engel olamadım ve biraz da şoven-faşizan anlayışlı hocalar yüzünden okulu terketmek zorunda kaldım. Ki Deniz Gezmiş'lerin asıldığı, devrimci kıvılcımların her yere sıçradığı yıllardı..


Artık siyasetle ve sanatla uğraşmanın dışında hiçbir şey beni tatmin etmiyordu. Tekrar İstanbul'a dönerek dışardan liseyi bitirip Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimine başladım. Bir yandan da Cağaloğlu matbalarına grafik işleri ve bijuteri atelyelerine takı-aksesuvar modelleri yapıyordum.


Ne kadar karşı olsam da, o dönemde gençlik arasında hızla yaygınlaşan sağ-sol çatışmasından uzak durmak mümkün olmuyordu. Polisle ve copla ilk defa tanışmanın ruhumda yarattığı fırtınalar sonucu; bütün yaşamım boyunca ezenlerden nefret edip hep ezilenlerden yana saf tutmaya yemin edişim de aynı güne rastlar. Eğer devletine ve ülkesine düşman bir anarşist olmaktan son anda vazgeçtiysem bunu, aynı dönemde yaptığım evliliğe borçluyum. Bu, yaşamımın ÜÇÜNCÜ dönüm noktasını oluşturdu.
Bir işçi ailesinin tek çocuğuydu ve kendisi de hem okuyup hem çalışan, henüz 17 yaşında bir kızdı; bense 19umdaydım. İkimiz de okulu bırakıp iki odalı küçük bir evde, taksitle aldığımız eşyaların borcuyla yaşam mücadelesine başladık. Askerlik zamanım gelince Elazığ'a, annemlerin yanına taşınmak zorunda kaldık ve orada bir süre Hürriyet gazetesi muhabirliği yaptıktan ve ilk çocuğum doğduktan sonra askere gittim.
Bornova, Burdur ve Konya 2.Ordu Karargahı'nda ressam olarak, orduya büyük hizmetlerde bulundum. Çok önemli tatbikat planları, haritaları ve stratejik yer maketleri ellerimde şekillendi, birçok mükafaat kazandım ve bunlardan dolayı hep onur duydum. Daha sonraları birçok mahkemede ve kovuşturmada bu mükafaatların faydasını gördüm. Ve en güzeli; polis copunun yarattığı fırtınaları, güleryüzlü generallerin ılıman takdirleriyle atlatmış olmamdı. Ülkemi ve ülkemin değerlerini, bazı ideolojik tuzaklara düşmeden, artık daha bilinçli ve daha candan seviyordum.


Askerlik sonrası bir süre daha gazetecilik yaptım, bir çocuğum daha oldu fakat mutsuzdum alabildiğine.. Elazığ bana dar geliyordu; mecburiyet caddesinde o dostça selamlaşmalar, yerini kuşkulu ve düşmanca bakışmalara bırakmıştı. Tunceli kökenli aleviler baskı ve horlanmalar sonucu kentin dış mahallelerine çekilmek zorunda kalmıştı. Ben Kemaliye'nin kucaklayan kollarında doğmuştum; bu reddeden ve geri iten tutuculuk beni yeniden savunma mevzilerine sokabilir ve savaş baltamı yeniden çıkartabilirdi. Oysa ben, tek silahı sanat olan bir iyilik savaşçısıydım. Üstelik Elazığ'da deniz de yoktu ve ben denizi görmeden asla yaşayamazdım.
Yeniden İstanbul, yeniden yaşam mücadelesi ve nefretle sevgiyi içiçe barındıran, her şeye rağmen vazgeçilmeyen bu kentte, düşe kalka bugüne kadar süren bir acılı serüven..


Ailemi kimseye muhtaç olmadan ve hiçbir şeyden mahrum etmeden geçindirebilmek ve bir yandan da onurunu yitirmeden, namuslu ve dimdik yaşamayı, İstanbul'a rağmen başarabilmek o kadar kolay olamazdı elbette.
Çok savaştım kötülerle, çok vuruştum zalimlerle, çok cebelleştim hayatla, çok dansettim ölümle.. İster devrimci mücadele deyin, ister anarşi-terör; ister vatanın kurtarılması deyin, ister karşı terör.. Memleketin sokaklarında oluk oluk kan akıyordu, kardeş kardeşi vuruyor, birileri kına yakıyordu. Ateş, düştüğü yeri yakıyordu. Yangının ulaşmadığı hiçbir kimse kalmamıştı, alevler en çok beni yakıyordu...


Ve Toptaşı Cezaevi'nde bir akşam, ünlü sinema oyuncusu, yönetmen, cinayet hükümlüsü, devrimci, güzel adam Yılmaz Güney'le tanıştım ve bu benim yaşamımın DÖRDÜNCÜ dönüm noktası oldu. O hiç farkında olmadan, ben ondan "Arkadaş" olmayı, "Umut" etmeyi, "Düşman"la başetmeyi, "Sürü" olmamayı, doğru bildiğim "Yol"da tek başına yürüyüp "Birgün mutlaka" başarmayı öğrendim. Sonra 3 yıl boyunca Güney Filmcilik'te çalıştım. Güney dergisine, senaryolarına, öykü ve romanlarına, afiş, poster, ve bütün kartpostallarına; matbaalarda sabahlayarak ilk ben dokundum. O muhteşem anları hala yüreğimin en derin yerlerinde saklıyorum. Mudanya'ya giden bir mahkum olarak iki omuzumdan tutup gözlerimin içine doğru "Yılmaz'ı yıkamazlar Yusuf'um. Sen de Yılmaz'ın arkadaşı olduğunu unutma. Hiçbir zaman yılma ve yıkılma!" deyişini ise beynime çaktım o gün. Mezarımda bile çürümeyecek...


Ve 12 Eylül... Güzel yurdumuzu ve güzel halkımızı; kimlerin kurtarmak, kimlerin batırmak istediğine dair, bugüne kadar cevabı tartışılan o dehşetengiz soru işareti! Binlerce çelişkiyi içinde barındıran, eğriyle doğruyu şaşırtan, sapla samanı, yaşla kuruyu karıştıran, sağcıyı-solcuyu aynı telörgülerin ardında buluşturan, anaları-bacıları aynı nizamiyelerle tanıştıran o tartışmasız kesin ve acımasız keskin içtima düdüğü!
Herkes bir bedel ödemek zorundaydı. Ben de ödedim bedelimi. Geride kanlı fanilalar, yakılmış kitaplar, yıkılmış umutlar ve ölümle sınanmış şarkılar bırakarak. Geride bir ömrün bütün inanç ve aldanışlarını bir bir parçalayıp yargılayarak... Ben de ödedim bedelimi; yaralansam bile eksilen yanlarımı onararak, yılmayıp yıkılmayarak...


İçerden çıktığımda bambaşka bir dünya, bambaşka bir memleket, bambaşka insanlar, bambaşka bir yaşam bekliyordu nizamiye kapısında. Sokaklarda kan, insanlarda heyecan durmuştu, adeta zaman durmuştu.. Toplumun hafızasına birşeyler olmuştu.. Eski dostlar ve tanıdıklar, yollarını değiştirmiş; herkes bir ucundan düzenin eteklerine tutunmuştu..
Basının merkezi Cağaloğlu'nda bir atölye açarak Güney Yayınlarını çıkarırken tanıdığım matbaa ve yayınevlerine resim-grafik işleri yapmak suretiyle hayata tutunmaya çalıştım. Yüzlerce afiş, poster, kitap kapağı yaptım ama insan ilişkilerindeki çürüme ve yozlaşmanın etkisiyle sık sık küsüp aylarca kendimi uzak kasabalara, kimsesiz koylara atıyor, olaylarla ve hayatla yüzleşerek bu zor süreci en az hasarla atlatmaya çalışıyordum. Terkedilmiş bir teknede yaşayıp "Bir Acayip Adam"ı yazışım da, Marmaris'te, Bodrum'da sokak ressamlığı yapışım da bu döneme raslar.


Bir gün kızkardeşimin arkadaşı Ahmet Kaya ile tanıştım. Bu benim yaşamımın BEŞİNCİ dönüm noktasıydı. Çok geçmeden kızkardeşimle evlendiler ve Ahmet evimden, atelyemden ayrılmaz oldu. Çok neşeli, hareketli, insanı her an meşgul eden, deli-dolu bir halk çocuğuydu; tam bir muhabbet adamıydı. En yılgın zamanımda bana yeni bir enerji yüklemiş ve yeniden hayata bağlamıştı. Dördüncü kasetini çıkarıyordu, bir sürü insana ihtiyacı vardı, kızkardeşimle birlikte tam bir kurmay karargahı gibi hareket ederek bütün işleri hallediyorduk. Kaset repertuarları, stüdyo altyapı çalışmaları, kapaklar, afişler, fotoğraf ve klip çekimleri, promosyonlar, röportajlar, radyo-televizyon programları, imza günleri, konserler ve daha onlarca uğraş alanı, bütün zamanımı alıyordu ve artık atelyemi kapatmak zorunda kalmıştım. Bu arada bir kızım daha olmuştu, ailemizin maskotuydu ve bir süre sonra Ahmet'le kızkardeşim de ona heveslenerek bir çocuk yaptılar.


Şarkılarda yaşadığımız süreci anlatmak istiyorduk ama çok iyi bir şiir okuru olan Ahmet, hiçbir şairden tatmin olmuyordu ve benim müsvette şiir denemelerime bayılıyordu. Yoğun ısrarları sonucu şarkılarını da yazmaya başladım. Müziği, edebiyatı iyi bildiğim ve halkı çok iyi tanıdığım için her yazdığım şey, hem biçim hem de içerik açısından, dönemin duyarlılığı ile çok iyi örtüşüyordu. Artık geniş kitleler tarafından tanınıyor ve çok seviliyorduk. Kasetler birbirini takip ediyor, şarkılarımız ortalığı kasıp kavuruyordu. 13 yıl boyunca Yorgun Demokrat'tan, Adı Bahtiyar'a; Ayrılık Hediyesi'nden, Kafama Sıkar Giderim'e kadar onlarca şarkıya imza atmıştım ama bunun yaşamsal karşılığından çok uzaktım. Başımı sokacak bir evim, hurda bir arabam bile yoktu; kiramı ucu ucuna veriyor, geçim zorluğu içinde bunalıyordum. Birlikte yola çıktığımız, bir kaderi paylaştığımız Ahmet ise ev ve araba sayısına her yıl birer ilave daha yapıyordu.. Artık bütün zamanımı ona harcayarak yaşayamazdım.. Başka denizlere açılmalıydım..
Yine küsmeler, incinmeler ve çekip uzaklara gitmeler dönemi başlamıştı hayatımda. Bu arada babamı yitirdim ve eşimden boşanıp, çocuklarımdan da ayrılarak tek başıma, küçücük, eşyasız bir kiralık evde, yepyeni bir hayata adım attım. Geçinmek daha da zorlaşmıştı. Dağlarda Kar Olsaydım, Nankör Kedi, Sen Ağlama Yar gibi şarkılar yapıp Ferhat Tunç'tan Fatih Kısaparmak'a, İbrahim Tatlıses'ten Müslüm Gürses'e, onlarca başka sanatçıya vererek nihayet küçücük, rutubetli bir bodrum katına sahip olabildim. En azından kafam rahattı, yeni şarkılar ve şiirler üretmek için sadece kendime ait bir ortamım vardı hiç olmazsa..


Bu arada Ahmet Kaya ile müzikal yolculuğumuz da küsüp barışmalarla devam ediyordu. Ona yazdığım son şarkı olan Kafama Sıkar Giderim yılın şarkısı olmuştu ve ödül gecesinde, benden başka herkese teşekkür etmişti. Aynı gecede, Kürtçe şarkı konusunda söylediği sözler nedeniyle hiç de hoş olmayan tepkilerle karşılaşmıştı. Ertesi gün bazı gazeteler linç kampanyası başlatmakta gecikmemişlerdi. Herşey tersine dönmüştü birden. Memleketin en yetenekli sanatçısı, memleketi bir tek kendilerinin sanan insanlar yüzünden, çok sevdiği memleketinden uzaklara savrulmak zorunda kalmıştı.


Artık onun bıraktığı mikrofonu ben almalı ve şiirlerimi, duygularımı halka kendi sesimle ulaştırmalıydım, meydan boş kalmamalıydı.. Bu karar benim yaşamımın ALTINCI dönüm noktasını oluşturdu.


"Ah Ulan Rıza" isimli ilk kasetimi ve "Gözleri İntihar Mavi" isimli ilk şiir kitabımı çıkardım. Elde ettiğim telifle Cihangir'de bahçeli bir eve ve 0 km bir arabaya sahip olmuştum ve kendime çalışmanın semeresini görmüştüm yeniden.. Ahmet ise zorunlu bir sürgünü yaşadığı Paris'ten, gün aşırı arayıp yeni kasetinde çalışmamız için ısrarla yanına çağırıyordu.. Paris'e gitmeye hazırlandığım bir sırada çok sevdiğim ağabeyimin ölümüyle sarsıldım. Çok geçmeden Ahmet'in de ölüm haberi gelince yorgun ve acılı yüreğim iflas etti, üç ana damarımdan biri iptal oldu, bel fıtığıyla yataklara çivilendim, el ve ayak parmaklarımda kangren oluştu. Bir süre sonra annemin ölümü ise tam anlamıyla son darbe oldu. Üstüste gelen bu acılar, hayatla olan bütün bağlarımı koparıp atmıştı sanki. Ölmeye bir adım kaldığını hissettiğim o günlerde bir tek Eylül arkadaşımın desteği ve çabasıyla tutundum hayata yeniden. Zaman her şeyin ilacıydı ve her şeye rağmen devam etmeliydim kavgama, kaldığı yerden.. Bir iyilik savaşçısı asla vedalaşmazdı!..

İkinci kasetim "Bir Acayip Adam"ın da ilki gibi satış rekorları kırmasıyla bu kez Flash Tv'de, Radyo Barış'ta, Kral Tv'de ve Su Tv'de programlar yapmaya başladım. Bir yandan da yurt içinde ve yurt dışında çeşitli konser ve dinletilerle; 48nci baskıya ulaşarak bütün zamanların rekorunu kıran kitabımla, şiirlerimi halka ulaştırmanın ve yaşamımı onlarla paylaşmanın heyecanı; bütün yaralarımı onarmasa da yeni bir üretme gücü kazandırdı bana. Üreterek varolmanın hazzına yeniden ulaştım.. Ve marjinallerin istilasına uğrayan Cihangir'den, Bakırköy sahiline taşınarak yeniden halkın içine karıştım..


Ne var ki yoğun çalışma temposu, savruk yaşam koşulları, ayrılıklar, acılar, stres ve sigara gibi sebeplerin tetiklemesiyle ayağımda yeniden oluşan kangren, şimdilik bir parmağımı aldı, daha da alacağa benzer. Budana budana yaşıyorum sonbaharımı..


Şimdilerde, martılara, gemilere, engin bir denize, yemyeşil bir parka dönük çalışma odamın penceresinde, tek başına yaşamanın huzuruyla soluklanarak, üçüncü kasetimle ikinci kitabımın üzerinde çalışıyorum ve kötülerle daha iyi savaşmak için kelimelerimle notalarımı bileyliyorum. Bu da benim yaşamımın YEDİNCİ dönüm noktasını oluşturacak, bunu hissediyorum.


Baharı görmek istiyorum.. Vedalaşmak için henüz çok erken..

Düzenleyen by_jeem!!! - 08/Mart/2009 Saat 17:39
YA SEV YA BADABA DU!!!
tesekkür edenler: mine89 aze88
Misafir Açılır Kutu Gör
Misafir
Misafir
Simge
Tesekkür: 34
Rep: 50
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 08/Mart/2009 Saat 17:27

Onurlu bir savascının, güzel hayatı;daha iyi anlatılamazdı..Clap

Misafir Açılır Kutu Gör
Misafir
Misafir
Simge
Tesekkür: 34
Rep: 50
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 08/Mart/2009 Saat 17:38
Dağlarda Kar Olsaydım

Şu dağlarda kar olsaydım...
Bir asi rüzgar olsaydım...
Arar bulur muydun beni,
Sahipsiz mezar olsaydım?

Şu yangında har olsaydım...
Ağlayıp bizar olsaydım...
Belki yaslanırdın bana,
Mahpusta duvar olsaydım...

Şu bozkırda han olsaydım,
Yıkık perişan olsaydım...
Yine sever miydin beni,
Simsiyah duman olsaydım?

Şu yarada kan olsaydım,
Dökülüp ziyan olsaydım...
Bu dünyada yerim yokmuş,
Keşke bir yalan olsaydım!..
 
 
Hayat Nedir Anne

Benim hiç sapanım olmadı anne,
Ne kuşları vurdum,
Ne kimsenin camını kırdım...
Çok uslu bir çocuk değildim ama,
Seni hiç kırmadım, hem boynumu kırdım.
Ben hayatım boyunca
Bir tek kendimi vurdum!.

Suskun görünsem de,
Fırtınalı ve mağrurdum anne.
Bir mızrak gibi,
Aynada hep dik durdum anne!
Ben sana hiçbir gün laf getirmedim,
Leke sürmedim.
Ama göğsümü çok hırpaladım,
Kalbimi çok yordum...
Ben hayatım boyunca,
En çok kendimi sordum!.

Benim hiç sevgilim olmadı anne,
Ne bir yuva kurdum,
Ne bir gün şansım güldü...
Öpemeden bir bebeğin gıdısını,
Tükendi gitti çağım...
Kimi yürekten sevdiysem,
Yüreğini başkasına böldü...
Bir muhabbet kuşum vardı,
O da yalnızlıktan öldü...

Sen beni hep, göğsünde
Acılarla mı soğurdun anne?
Yoksa, evlat diye,
Koca bir taş mı doğurdun anne?
Eziyet değilim, zahmet değilim,
Musibet hiç değilim;
Bir senin mi balına sinek kondu, söylesene!
Doğurdun da beni,
Ne ile yoğurdun anne?

Benim hiç hayalim olmadı anne...
Ne seni rahat ettirdim,
Ne kendim ettim rahat...
Bir mutluluk fotoğrafı bile çektirmedi bu hayat!
Kaybolmuş bir anahtar kadar
Sahipsizim anne...
Ne omzumda bir dost eli,
Ne saçımda bir şefkat...

Say ki yollardan akan,
Şu faydasız çamurdum anne...
Say ki ıslanmaktım, üşümektim,
Say ki yağmurdum anne!
Bunca yıldır gözyaşını,
Hangi denizlere doldurdun?
Oy ben öleyim,
Sen beni ne diye doğurdun anne?

          Hayat nedir, nedir ki anne;
          Bir oyun, bir masal değil mi?
          Bak, kırıldı oyuncaklarım...
          Ömrüm gitti,
          Sevdam bitti...
          İnan, ben hiç büyümedim ki...

 
 
Bir Acayip Adam

Firtinadan arta kalmiş bir teknede,
Tevekkül içinde;
Görkemli sakali ve igreti parkasiyla,
Gizledigi macerasiyla,
Bir acayip adam yaşardi.
Akşamlari susardi,
Ben konuşsam kizardi...

Bir sürgün kasabasiydi,
Bir eski zamandi, Haziran'di.
Çocuktum, evden kaçmiştim
Gelip ona siginmiştim...

Küçücük bir koydu, sigdi,
Burayi keşfeden belki de oydu.
Uzaktan, kasabanin işiklari yanardi,
içim anneyle dolardi, aglardim.
Suphi şöyle bir göz atardi,
Gizli bir cigara sarardi, aglardi.
Sonra barişirdik,
Ben flüt çalardim, cigara sönerdi,
Aglardik...

Nereden geldigini bilmezdim,
Kimsesizdi,
Belki kimliksizdi...
Onun macerasi onu ilgilendirirdi;
Kimseye ilişmezdi...

Bir şeylere küfrederdi hep,
Tedirgin bir balik gibi uyurdu.
Bazen kaybolurdu, arardim,
Yagmurun altinda dururdu.

Bir kalin kitabi vardi,
Cebinde olurdu, her gün okurdu.
Ben bir şey anlamazdim,
Kapagini seyreder, duymazdim.
Sakalli bir resimdi, kimdi;
Ne kadar mütebessimdi!

Sordum bir gün Suphi'ye:
Söylediklerini niye anlamiyorum, diye.
Bildiklerini, dedi; yüzleştir hayatla
Ve sinamaktan korkma!.
Dogru ile yanlişi,
Ancak o zaman ayirabilirsin
Ve O'nu anlayabilirsin...

Sonra gülerdi.
Günlerim, yüzlerce ayrintiyi
Merak etmekle geçerdi.
Sonra yine akşam olurdu, Suphi susardi,
Ben konuşsam kizardi.

Tekneye martilar konardi,
Yüregim Suphi'ye yanardi, aglardim.
Suphi denize tükürürdü,
Gökyüzünü tarardi, aglardi.
Sonra barişirdik,
Ben flüt çalardim, yildiz kayardi,
Aglardik...

Bir sahil kasabasiydi,
Bir eski zamandi, Haziran'di.
Çocuktum, evden kaçmiştim,
Gelip ona siginmiştim.

Bir gün aksilik oldu,
Annem beni buldu!
Suphi kaçip kayboldu.
Kasaba çalkalandi, olay oldu;
Ben sustum, kanim dondu!..

Polisler onu buldugunda tekti,
Felaketti...
Herkes meydanda birikti.
Karakoldan içeri girerken
Sanki magrur bir tüfekti!..
Ansizin dönüp bana bakti,
Anladin mi? dedi
Anladim, dedim; anladim...
Ve o günden sonra
Hiç bir zaman,
Hiç bir yerde,
Hiç aglamadim...
 
Bize Kalan

Bize kalan,
Insanliga birakmak istedigimiz degildi.
Binlerce fidan ektik halkin çölüne
Su vermediler, egildi.

Bizim eskiden sevdalarimiz vardi
Kizaran yanaklari öpmelere utandik
Sonra suç olmak girdi araya

Bizim eskiden umutlarimiz vardi
Yikilan duvarlarin gövdesine yaslandik
Sonra yanilmak girdi araya

Bize kir bize pas
Bize tortusu kaldi
Dostlar tükenip düştüler
Yok olma korkusu kaldi

Bizim eskiden gülüşlerimiz vardi
Kirilan yüreklere öylesine dagittik
Sonra aglamak girdi araya

Bizim eskiden öfkelerimiz vardi
Tutuşan daglarin seherine yar olduk
Sonra vurulmak girdi araya

Bize kan bize ter
Bize gözyaşi kaldi
Yillar çigneyip geçtiler
Yaşama telaşi kaldi

 
Yüreğim Kanıyor

Sakin göllerin kuğusuyduk,
Salınarak suyun yanağında.
Ve okşayarak nilüfer saçlarını gecenin.
Sonumuzun adım-adım
Yaklaştığını görürdük...

Yarılan ekmeğin buğusuyduk;
Paylaşılan zeytin tanesinin,
Yüzümüze saldıran yağmur avanesinin.
Biz hep üşüyen burnumuzu
Avucumuzda hohlayarak yürürdük.

Hiçbir hesabımız yoktu kimseyle.
Hiçbir aykırı yanımız,
Hiçbir yalanımız...
Gözüm yaşarıyor,
Yüreğim kanıyor...
Olmasaydı sonumuz böyle!..

Biri, saksımızı çiğneyip gitti.
Biri, duvarları yıktı,
Camları kırdı,
Fırtına gelip aramıza serildi.
Biri, milyon kere çoğaltıp hüzünleri
Herşeyi kötüledi,
Bizi yaraladı...

Biri şarabımızı döktü,
Soğanımızı çaldı.
Biri, hiç yoktan vurdu,
Kafeste kuşumuzu!
Ciğerim yanıyor,
Yüreğim kanıyor...
Solmasaydı gülümüz böyle!.

Dağlarda çoban ateşiydik,
Sarmalayarak acı bir sevda masalını
Ve hıçkırarak
Hırçın rüzgarların kavalını...
Namlunun, bağrımıza
Sinsice sokulduğunu bilirdik...

Ceylanın pınara inişiydik,
Vedalaşan birkaç damla gözyaşının;
Tenine kan bulaşan
O masum çakıl taşının...
Oysa biz dualarımızda hep
Birbirimizden daha önce
Ölmeyi dilerdik...

Bazı sorumluluklarımız vardı,
Hayata ilişkin.
Bazı basit sorularımız,
Anlaşılır bazı sorunlarımız...
Göğsüm daralıyor,
Yüreğim kanıyor...
İncinmeseydi gençliğimiz böyle...

Birer yolcuyduk,
Aynı ormanda kaybolmuş.
Aynı çıtırtıyla ürperen birer serçe.
Hep aynı kaderde buluşurduk
Sevmeye tutuklu gibi...

Birer tomurcuktuk hayatın kollarında.
Birer çiğ damlasıydık,
Bahar sabahında,
Gül yaprağında...
Dedim ya,
Hiç yoktan susturuldu şarkımız!
Yüreğim kanıyor,
Yüreğim kanıyor...
Bitmeseydi öykümüz böyle!..
 
tesekkür edenler: by_jeem!!! mine89
dont_pain Açılır Kutu Gör
Forum Kolik
Forum Kolik
Simge

K.Tarihi: 18/Ağustos/2007
Bölüm: Hukuk
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 2971
Tesekkür: 393
Rep: 826
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 08/Mart/2009 Saat 19:34
BİR ANKA KUŞU

Yüzlerce soğuk namlu
Üzerime çevrildi.
Yüzlerce demir tetik
Aynı anda gerildi.
Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular.
Öpmeye kıyamadığın,
Dal gibi oğlun yere serildi..

Üşüştü birer-birer
Çakallar üzerime.
Üşüştü dört bir yandan,
Göğsüme, ciğerime.
Anne, beni bir leş gibi
Yiyip talan ettiler.
Teşhis edilmem için,
Parçamı koydular önüne...

Ben bu acılar ülkesinin
İnsana reva görülen
Bütün acılarını tattım.
Aç yattım, ekmeğime sabır kattım.
Beni milyon kere dövdüler üst-üste!
Ben bu yolu, kendim seçtim anne,
Ben ömrümü kendim kanattım...

Geceler tanır beni,
Konarım, göçerim ben.
Geceler tanır, kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut, karanlığın bağrında.
Kırmızılar ekerim,
Siyahlar biçerim ben..

Suçüstü yakalandım,
Bölüşürken kalbimi.
Suçüstü kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar-diyar, umudun savaşçısı..
Bir tutam sevgi için
Dağladım gözlerimi..

Prometheus'tum zincire vurulurken dağlarda,
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartaküs'tüm köleliğin çığlığında,
Arslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf'tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan,
Sehpalarda Pir Sultan.
Ve Madımak'ta otuzyedi can...

Kaçıncı yok oluşum,
Kaçıncı var oluşum bu?
Tanrılardan ateş çaldım
Yüzyıllarca tutuştum, üst-üste yandım.
Bir anka kuşu gibi anne,
Bir anka kuşu gibi;
Kendimi külümden yarattım..
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni.
tesekkür edenler: mine89
mine89 Açılır Kutu Gör
Forum Kolik
Forum Kolik
Simge

K.Tarihi: 05/Kasım/2007
Durumu: Aktif Değil
Gönderilenler: 4577
Tesekkür: 462
Rep: 1145
Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 08/Mart/2009 Saat 19:45
İYİMSER BİR GÜL
Uyandım, seni düşündüm
Birdenbire duvar
Birdenbire gece yarısı

Sonra devriye parolası
Ve rüzgar
Ve birdenbire kalp ağrısı...

Uyandım, seni düşündüm
Ey yar
Ey göğsümün sol yarısı!

Su bulanınca
Meydanlarda sesin yırtılınca
Hiç dostun kalmayınca
Sarsılmış bir ömrün
Basamaklarında
Görüşüme gel ne olur
İyimser bir gül olsun
Dudaklarında...

Dert etme, iyiyim ben
Ara sıra mahşer
Ara sıra yaşama hırsı...

Sonra mazgal altı zulası
Ve mektuplar
Ve ara sıra hasret belası...

Dert etme, iyiyim ben
Ey yar
Ey hüznümün tütün sarısı...

Kan bulaşınca
Yangınlarda yüzün harlaşınca
Saçların tutuşunca
Zorlanmış bir hükmün
Tutanaklarından
Görüşüme gel ne olur
İyimser bir gül açsın
Yanaklarımda...
tesekkür edenler: dont_pain
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

En Son Mesaj Yazılan Konular
Konu Forum Yazan Tarih Okunma
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak Bayrak Şiirleri 400 sayfadır.DestekGüncelREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-21:0422870
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Bayrak Şiirleri Hasan Sancak 400 sayfadır.Destek bGenelREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-21:0121742
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak Kimdir?BiyografiREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-20:5820281
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak, 12 Yıldır ADALET Arıyor!..DEÜden HaberlerREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-20:5324305
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak,400 Sayfalık Şiirlerine Destek BekliyDEÜden HaberlerREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-20:5219648
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın İzmir Evden Eve Nakliyat Tavsiye - EGETUR Nakliyatİzmiregetur23/Haziran/2018-15:5062327
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın EGE Nakliyat | Maltepeİzmiregetur17/Kasım/2017-10:5127010
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın YOU PUT ON Them ALL OF WINTER WEATHER LONGERÜniversitemizweinneamy02/Kasım/2017-14:593751
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın tenis kursu_Duyurularninest12306/Temmuz/2017-02:4123606
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Kadınlar Neden Gay Erkekleri Sever?=)))Genelninest12306/Temmuz/2017-02:4110530
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın tijen erdutDEU İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesininest12306/Temmuz/2017-02:405622
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın sevda demirbilek hoca hakkında bilgiiiiDEU İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesininest12306/Temmuz/2017-02:398688
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın debis ve devamsızlıkDEU YDYninest12306/Temmuz/2017-02:3819500
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın şeyh izdihamı...(!)Türkiyeden Haberlerninest12306/Temmuz/2017-02:3814553
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın komik itiraflar....:)Komikninest12306/Temmuz/2017-02:359658
              Cevaplanmamış Konular Aktif Konular             

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör



Bu Sayfa 0,406 Saniyede Yüklendi.