Sipariş Sistemi Sipariş Sistemi  Anasayfa Anasayfa >Serbest Bölge >Genel >Tartışma
  Aktif Konular Aktif Konular RSS: Yahudiler ve Komplo Teorileri
  Forumu Ara   Takvim   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş
 





Yahudiler ve Komplo Teorileri

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz
Yazar
Misafir Açılır Kutu Gör
Misafir
Misafir
Simge
Tesekkür: 34
Rep: 50
Mesajın Direkt Linki Konu: Yahudiler ve Komplo Teorileri
    Gönderim Zamanı: 14/Ocak/2009 Saat 19:16

Dünyanın genel toplumsal, politik yaşamını ya da ekonomisini derinden etkileyen çoğu gelişme birçok kez (1) Yahudilerin derin emelleriyle ilişkilendirilir. Dünya iktidarını ele geçirmek isteyen Yahudilerin içinde oldukları komplolara dair çoğumuz birşeyler duymuşuzdur.

Yahudiler üzerinden üretilen komplo teorilerine geçmeden önce bu teorilerin dayandığı temel iddiayı incelemek gerekiyor. Bu iddia, Yahudilerin tarihsel ya da anlık faaliyetlerinin tamamen dinsel amaçlar çerçevesinde belirlendiği iddiasıdır. Bu iddia, idealist bir bakış açısını yansıtır. Neredeyse bütün tarihçiler Yahudiliğin korunmasını, Yahudilerin kendilerini yüzyıllar boyunca dinlerine ve milliyetlerine adamaları ile açıkladılar.

Oysa ki, sadece, Yahudilerin tarih boyunca oynadığı ekonomik rollerin incelenmesi, "Yahudi mucizesi"nin nedenlerini açıklığa kavuşturmaya katkıda bulunabilir. Yahudi tarihi, evrensel tarihin herhangi bir incelemesinde olduğu gibi, ancak Marks'ın bize gösterdiği yolu takip ederek açıklığa kavuşturulabilir: tarihsel materyalizm. Marks, Yahudi tarihinin açıklamasını dinden yola çıkarak değil; tersine, dinin ya da milliyetin varlığını yüzyıllarca devam ettirmesini "gerçek Yahudi"den (sosyal ve ekonomik rolleri içindeki Yahudi) yola çıkarak yapmıştır: "Biz Yahudi'nin sırrını dininde değil, dinin sırrını gerçek Yahudi'de aramalıyız." Yahudinin korunması mucizevi hiçbir yan barındırmamaktadır: "Yahudilik tarihe rağmen değil, tarihten dolayı ayakta kalmıştır."

Yahudiliğin Tarihsel Rolleri

Yahudilerin yaşadığı ilk coğrafya, Filistin, eski zamanlarda, coğrafi pozisyonu dolayısıyla yerleşimcilerine tüccar olmaktan başka bir şans bırakmıyordu. Bu nedenle, Yahudi tüccarların varoluş nedenlerini Yahudi kültüründe değil, eski Filistin'in maddi koşullarında aramak gerekir.

Ayrıca, Roma gibi antik köleci toplumlarda, ticaret, toplumun bazı katmanlarına yasaklanmıştı. Örneğin Roma aristokrasisinin bir üyesinin ticaret gemilerine sahip olması yasaktı. Yahudilerin de yerli halka özgü faaliyetlerle uğraşmaları yasaklanmıştı. Bu nedenlerle, Yahudiler yerli nüfustan farklı bir pozisyona sahip hale geldiler. O dönemlerin uçsuz bucaksız tarım toplumunda, onlar, farklı bir ekonomik faaliyet içindeydiler: ticaret. Kullanım değerleri ihtiyacı için üretim üzerine kurulu bir toplumda, Yahudiler marjinal bir ekonomik faaliyet olan malların değiş tokuşu ile ilgileniyorlardı.

Para borç vermek faaliyetleri her ne kadar egemen üretim biçiminde marjinal de olsa, vazgeçilmezdi. Auswitch kamplarında Nazilerce katledilen devrimci Marksist bir Yahudi olan Abram Leon(2) bu durumu şu sözleriyle açıklar:

"Sadece tüccarlar, zengin ve soylu avereler için gerekli nakit paraya sahipti... Kral acilen orduyu biraraya toplamak zorunda olduğunda ve vergiden elde edilen normal gelirler yetersiz olduğunda, kral elinde nakiti olanlara gitmek zorunda kalırdı... Köylüler... yükümlülüklerini karşılayamayacak noktaya geldiğinde... kral gereksinimlerini tefeciden borç almak zorunda kalırdı. Bu nedenle, tefecinin hazinesi doğal ekonomiye dayalı bir toplum için vazgeçilmezdi."

Feodalizmin ilk dönemlerinde Yahudiler, kitlesel Hristiyan tarımsal toplumlarından oldukça farklıydı. Ancak hiçbiri sistematik ölçekte zulme uğramamışlardı. Toplum için çok önemliydiler ve onların zarar görmesi toplumun kendi varlığının devamı açısından çok tehlikeliydi.

Ancak feodal toplumun bağrında yeni bir üretim biçimi şekillenmeye başlamıştı. İşte bu ekonomik biçim, Yahudilerin toplum içindeki ekonomiden kaynaklanan önemini ortadan kaldırmak üzereydi. 11. yüzyıl boyunca bir dizi Ortaçağ kentinde değişim için üretim büyüyordu. Bu gelişme sonunda bütün feodal üretimin temelini çökertmek üzereydi. Bu yeni üretim bağrında kapitalist sınıfın tohumlarını taşıyordu. Yahudi tüccarlardan farklı olarak, bu kapitalistlerin embriyonları sadece ticari faaliyetle meşgul olmuyorlardı, üretimin de kontrolünü almaya başlamışlardı. Abram Leon, bu durumu şöyle açıklar:

"Yerli üretimin gelişmesi yerli tüccarların hızla oluşumunu mümkün kıldı. Zanaatçılardan oluşan yerli tüccarlar, ham maddelerin dağıtımı üzerinde kontrol kazanmışlardı. Yahudiler tarafından yapılan açıkça üretimden ayrı ticaretin tersine, yerli ticaret esasen endüstriye dayanıyordu."

İlk olarak Venedik ve Flanders'te başlayıp sonra Avrupa boyunca yayılan bu yeni tüccar sınıfının gelişimi Yahudilere yönelik zulmün, eziyetlerin yolunu açtı. Yahudilerin oynadığı eski rol gaspedildi ve yükselen yeni sınıf kendini Yahudilerle çatışma içinde buldu. Abram Leon'un dediği gibi:

"Bu yerli ticaret sınıfı, tarihsel gelişimin önceki döneminden miras kalan modası geçmiş ekonomik pozisyonun sahipleri olan Yahudilerle şiddetle çatışıyordu."

İşte bu tarihten sonra Yahudilere yönelik pogrom ve yurttan sürülmelerle karşılaşıyoruz. İspanya, Fransa, Britanya ve çoğu Alman devleti Yahudilerin geniş ölçeklerde yurttan kovulmalarını örgütlediler.

Yahudilerin ekonomik önemi feodalizmle birlikte öldü, ancak feodalizmin ölümü uzun sürecekti. Leon bu konuda şunları söyler:

"Başlangıçta, ekonomik dönüşüm sadece önemli şehir merkezlerine ulaşmıştı. Derebeyine ait alanlar bu değişimden çok az etkilendiler ve feodal sistem buralarda işlemeye devam etti. Sonuç olarak, Yahudi zenginliğinin kariyeri hala bitmemişti."

Kariyerleri bitmemişti ama keriyer alanları değişmişti. Ticaret alanından kovulan Yahudiler tefeciliğe geri döndüler. Büyük tüccarlar, kendi bankalarını kurmaya başladılar. Bankalar, aristokratlara ödünç para vermekten daha ötesini yapıyordu. Yeni bankalar şehirlerdeki büyüyen endüstrilere para akıtıyor ve karları topluyorlardı. Geri kalan Yahudi tefecileri ise gittikçe marjinalleşti ve yoksullara borç para veren küçük tefecilere dönüştü.

Yahudiler özel ekonomik rollerini bıraktıklarında, genellikle dinlerini ve kültürlerini de bıraktılar. Yahudilerin ekonomik rolü egemen üretim biçimine marjinal kalmaya devam ettikçe, Yahudilik Yahudileri toplumun geri kalanından farklı bir kültür olarak birarada tutmayı başardı. Nerede Yahudilerin ekonomik faaliyetleri toplumun geneliyle ortaklık gösterirse, Kuzey Amerika'nın Yahudi tarım toplumlarında ya da Arabistan'ın pastoral kabilelerinde olduğu gibi, Yahudiler orada hızla asimile oluyorlardı.

Leon bu konuya şu şekilde açıklık getirir:

"Sadece açıkça tanımlanmış ticari karaktere sahip Yahudi toplulukları... asimilasyona yönelik bütün çabalara direnme kapasitesine sahip olduklarını kanıtladılar."

Roma İmparatorluğu çöktüğünde egemen üretim biçimi değişti. Antik köleci toplum feodalizme yol verdi ve üretim kırsalda büyük topraklı arazilere döndü. Büyük mal sahipleri, daha çok ve daha çok kendi topraklarının ürünleri ile yaşamaya zorlandılar. Köle emeğini ortaçağdaki serflik sistemine benzer koloni sistemi ile değiştirmeyle ilgilendiler.

Feodal çağın başlangıcı, Yahudilerin rolü düşünüldüğünde Roma İmparatorluğu ile önemli bir benzerliğe sahipti. Feodalizm, antik köleci toplum gibi, hala değişim değeri yerine kullanım değerine dayalı bir üretim biçimiydi. Hatta ticaret, feodalizmin başlarında antik toplumdan daha da marjinal bir rol oynadı. Roma İmparatorluğunda bir milyon Yahudi yaşıyordu ve büyük ticaret limanlarını işletiyorlardı. Bu tür büyük ticaret merkezleri feodalizmde varlığını devam ettiremedi.

Ancak Yahudiler feodalizmde başarılı oldular çünkü yaşamını ticaretle kazanan birçok gruptan biri değil, bütün feodal dünyada ticaret yapan tek önemli grup oldular. Yahudi tüccarlar tarafından Feodal Batı'ya getirilen mallar feodal hükümdarlar için büyük önem taşıyordu. Bu yüzden, Yahudiler toplumda ayrıcalıklı bir yere sahiptiler.

Uzun bir dönem, Yahudiler Batı ile Doğu arasındaki tek ekonomik bağlantı oldular. Kullanım değeri için tarımsal üretim yapan bir toplumda Yahudiler hem Doğu'dan lüks mallar getiriyorlar hem de Avrupa'nın hükümdarlarına borç para veriyorlardı.

Yahudilerin rollerindeki bu bozulma anti-Semitizm için gerekli nedeni sağlıyordu. Yahudi karşıtı pogromlar genellikle çaresiz köylülerin tefecinin kendilerine borç verdiğini gösteren tek belge olan senetlerini yakma girişimleriydi.

Pogromlar Yahudilerin rollerindeki bu bozulmanın sonuçlarından biriydi. Asimilasyon ve sürgün de diğerleri. Yahudiler, yeni dünyaya büyük çiftlik sahipleri ve köylüler olarak göç ediyorlardı. Hristiyanlaştılar. Örneğin 19. yüzyıldan sonra Güney Amerika'da artık bir avucun ötesine geçmeyen Yahudi kalmıştı.

Batı Avrupa'da, Yahudiler asimile olmaya başlamışlardı. Farklı bir ekonomik role sahip olmayış yavaş yavaş ayrı bir sosyal grup olmanın temelini çürütmüştü.

Ancak Doğu Avrupa'da, özellikle Polonya'da, çok farklı bir süreç yaşanıyordu. Sanayinin Batı Avrupa'da gelişmesinden uzun zaman sonra bile Doğu Avrupa hala feodal ekonomiye bağlı kalmaya devam ediyordu. Yahudilerin geleneksel ekonomik rollerine devam edebileceği bir alanı temsil ediyordu Doğu Avrupa. Leon bu durumu şöyle anlatır:

"Polonya'da sosyal ve politik örgütlenme değişmeden kaldığı sürece bu durum böyle devam etti... 18. yüzyılda, Polonya feodalizmi kendini ölümcül bir hastalık çeker halde buldu. Doğu Avrupa'daki Yahudilerin laik duruşu köklerinden sallanıyordu. Yahudi sorunu, Batı'da tarihe karışmaya yüz tutmuşken, Doğu Avrupa'da şiddetle birden alev alıyordu. Alevler, ki Batı'da sönmeye yüz tutmuştu, Doğu'da yükselen büyük yangından canlılığını yenilemişti."

Eziyetten kaçan Yahudiler Batı Avrupa'ya ve Amerika'ya göç ettiler. Kapitalizmin candamarında artık ayrı bir rol oynamıyorlardı ve bu nedenle asimile olma basıncı altındalardı. İşçi sınıfını bölmek için ırkçılığın işe yararlılığını keşfetmiş bir sistemin bağrına gidiyorlardı.

İşte bu gerilim Siyonizme yol vermişti. Yahudi devleti oluşturmanın Museviliğin her zaman merkezinde olduğunu söyleyenlere şunu söylemek mümkün: neden o zaman 2000 yıl boyunca Yahudiler gerçekten bu topraklara dönmeye çalışmadılar? Filistin'e dönmenin eski savunucularının Ortodoks Museviliğin sert işkencelerine uğradığını söylemeden de geçmeyelim.

Filistin'e göçme fikri Yahudilerin toplumda değişen pozisyonlarında aramak gerekir. Leon bunu şöyle açıklamaktadır:

"Gerçekte Musevilik feodal sisteme dahil edildiği sürece Zion'un düşleri... Museviliğin gerçek ilgileri ile örtüşmedi. 16. yüzyıl Polonya'sının Yahudileri bugün Amerika'daki milyoner bir Yahudi gibi Filistin'e geri dönmeyi çok az düşünüyordu."

Siyonizm kapitalizmden kurtulmadan Yahudi sorunu çözmeye çalışıyordu. Bu tarihin saatini geri döndürme çabasından başka birşey değildi.

Kapitalizm, Yahudi sorununu çözme kapasitesinde olmadığını kanıtladı. Aksine kapitalizm, Yahudilere yönelik eziyetlerin kalbinde yer alıyordu. Kapitalizm, anti-Semitizmi işçi sınıfının mücadelesini zayıflatmak için bir araç olarak kullanıyordu.

Siyonizmin yolu, ancak emperyalizmin bölgedeki çıkarlarına hizmet edebileceğini kanıtladığında açıldı. 19. yüzyıla dayanan bu rüya, ancak 2. Dünya Savaşı'ndan sonra emperyalistlerin Ortadoğu'nun bağrına sapladığı bir kama olmayı kabul ettiğinde gerçekliğe büründü. Tarihsel bir ironi yaşanıyordu. 19. ve 20. yüzyılın en çok ezilen, baskılara, zulümlere, katliamlara maruz kalan ulusu şimdi emperyalizmin Ortadoğu'daki kırbacı oluyordu. Dünün ezilenleri bugünün vahşi ezenleri olmuştu.

Ancak kapitalizm Yahudilerin toplumda ayrı bir ekonomik rol oynamasına son verdiği ölçüde onların özgürleşmesinin yolunu da açıyordu: kapitalizme karşı yeni sınıf kardeşleriyle birleşerek mücadele etme olanakları yaratarak. İşte sadece bu mücadele Yahudilere gerçek kurtuluşu sağlayabilecek mücadeledir.

Leon'un dediği gibi "tarladaki ve fabrikadaki insanlar sonunda kapitalizmin boyunduruğunu devirdiğinde, özgürleşmiş insanlığın önünde geleceğin sınırsız gelişmesinin kapıları açıldığında, Yahudi kitleler yeni dünyanın inşasına önemsiz katkılardan daha önemlisini yapacaklardır."

Bu sonuç sadece Yahudilere değil dünyanın bütün ezilenlerine uygulanabilecek tek gerçektir. Sadece sosyalizm gerçek özgürlüğün yolunu açacaktır.

Sonuç

Yahudiler üzerine komplo teorilerinin dayandığı bir diğer nokta ise Yahudileri her anlamda bir bütün olarak görmek ve duruşu ne olursa olsun her birinin ortak bir komplonun parçası olduğunu varsaymaktır.

Bu varsayım, Yahudileri hem ekonomik hem de politik bir birlik içine sokar ki bu argümana en büyük yanıt Yahudi olan devrimci önderlerdir: Marksizm'in Engels'le birlikte kurucusu Marks, Ekim Devrimi'nin ikinci mimarı, Dışişleri Komiseri ve Kızıl Ordu'nun kurucusu Troçki, Sovyet Hükümeti'nin Başkanı Sverdlov, Komünist Enternasyonal'in Başkanı Zinovyev, Basın Komiseri Radek, devrim öncesinde Moskova Sovyeti Başkanı Kamanev, Uritsky, Alman Devrimi sırasında katledilen Alman işçi sınıfının unutulmaz iki önderi Rosa Lüksemburg ve Karl Liebknecht ve Macar devrimci önder Bela Kun. Devrimci saflardaki Yahudilere verilen örnekler artırılabilir. Ancak biz burada keselim. Komplocuların, devrimci Yahudilerin de bu komploların bir parçası olduğu iddiası gülünç olmaktan öteye gidemez. Bu devrimci önderlikler, insanlığın kapitalist çarkların öğütücülüğünden kurtulup sınıfsız, sömürüsüz, sınırsız bir dünya kurması için bazen bedelini hayatlarıyla ödedikleri, uğrunda her türlü fedakarlığa katlandıkları bir mücade içinde olmuşlardır. Yahudilerin kurtuluşunu, her daim dünya işçi sınıfının kaderine bağlamışlar ve sınıf mücadelesinde diğer kapitalistler gibi Yahudi kapitalistleriyle de karşı saflarda bulunmuşlardır. Sadece Yahudi devrimciler değil, işçi ve ezilenlerin kurtuluşu için mücadele eden Rus yoldaşları da Yahudilere yönelik pogromlara karşı direnişler örgütleyerek Yahudiler üzerindeki baskılara karşı mücadele vermişlerdir. Diğer yandan da Yahudileri, Yahudi gettolarında izolasyona mahkum etmek isteyen burjuva Yahudi örgütlerine karşı Yahudilerin gerçek kurtuluşlarının ancak insanlığın kurtuluşu ile mümkün olacağını anlamaları ve devrimci saflarda yerlerini almaları için mücadele etmişlerdir.

Bunlara ek olarak, günümüzden bir örnekle de Yahudilerin politik bir bütünlük taşımadığını ortaya koyabiliriz. Bu örnek, İsrail'in nükleer çalışmalarını kamuoyuna ifşa eden ve bu yüzden 11 yılı hücre hapsinde olmak üzere 18 yıl hapis yattıktan sonra bile yaptığından pişmanlık duymadan, zafer işaretleriyle hapisten çıkan, hapisten çıktıktan sonra da sık sık çeşitli nedenlerle tutuklanan Mordechai Vanunu'dur. Varoldu varolalı Museviliğin bir emri olan Yahudi devleti kurmak ve dünya üzerinde iktidarını sağlamak isteyen bir Yahudi için ne uygun davranışlar değil mi!

Gelelim Yahudilerin ekonomik olarak da bir bütün olarak kabul edilmesine. Bu yaklaşım bütün Yahudileri zengin, güçlü varsayar. Bu argüman da bir safsatadan başka birşey değildir. Her ulus gibi Yahudiler de bünyesinde farklı sınıfları ve bu sınıflar arasındaki çelişkileri, çelişkilerden doğan çatışmaları barındırır. Buharin'in ağzından Moldovyalı Yahudileri dinlerken bunu görmek mümkün:

"Sıcak ve çıplak steplerin ortasında, kasabalara özgü küçük kulübeler göze çarpıyordu; ayrıca yoksul Yahudilerin yaşadığı birkaç haneden oluşan ufak köyler de sağa sola serpiştirilmişti; trahoma hastalığından dolayı gözleri çukura kaçmış, vücutları pire ısırıklarıyla dolu bu zavallı insanlar bulabildikleri ufak tefek işlerle ayakta kalmaya çalışırlardı. Küçük el işleri, arabacılık ya da tüm stokları birkaç iğne, biraz iplik makarası, küçük mataralar ve birkaç kutu kibritten ibaret olan sefaletle eşdeğer sözümona ticari faaliyetlerini yürüterek bir şekilde varlıklarını sürdürmek için çabalarken bir yandan da son derece gürbüz insanlar gibi çoğalmayı ihmal etmezlerdi; pislik, çamur ve böceklerle kaplı sokaklarda, aç karnına koşuşturup duran çocuklarının dış görünüşleri, Yehova'larının bu seçilmiş halkı ne kadar koruyup kayırdığını ortaya koysa da bu durum onları bu üreme isteğinden vazgeçirmemişti."(3)

Buna benzer onlarca alıntı vermek mümkün. Uzatmadan, şunları söylemek yeterli: Yahudiler içinde farklı sınıfları ve dolayısıyla farklı ekonomik ve güç ilişkilerini barındıran bir ulustur ve bu ulus içindeki sınıfsal çelişkiler de dünyadaki diğer örneklerde olduğu gibi çatışmalarla, mücadelelerle sonuçlanır.

Son olarak, şunları söylemek gerekmektedir ki sık sık karşılaştığımız, hatta belki de önyargılarımız nedeniyle zaman zaman kabul ettiğimiz Yahudilere yönelik komplo teroileri sadece ve sadece anti-Semitizme, yani Yahudi düşmanlığına, ırkçılığa hizmet etmektedir. Her daim de bu teoriler bulunduğu ülkedeki vatansever duyguları kabartmak için kullanılmaktadır. Bilinmelidir ki kapitalist cehennemi yaşayan işçiler ve ezilenler için en büyük zehir, bu sistemin efendileriyle çıkarlarının ortak olduğunu sanmaları ve kader ortağı oldukları halklara karşı kin ve nefret beslemeleridir.

Yaratılan hayali düşmanlar, gözümüzün önündeki içerdeki sınıf düşmanlarımızı gizlemeyi hedeflemektedir. Sorunların sorumluluğu bir dış düşmana ve onun içerdeki işbirlikçilerine aktarılarak (bu kimi zaman Yahudiler, kimi zaman Sabetayistler olur) egemen sınıfın ideolojik yörüngesine girmemiz sağlanmakta ve böylece içerdeki asıl hesaplaşmanın önü kesilmektedir. Bu nedenle, dünyada olduğu kadar Türkiye'de de yaygın olan(4) anti-Semitizme, Yahudilere yönelik önyargılara karşı durmak ve tarihi boyunca pogromlara, yurttan atılmalara, soykırımlara mahkum edilmiş bu halka karşı fanatik nefretin değil, insanlığa geleceksizliği dayatan kapitalist sisteme karşı bilincin ve mücadele azminin taşıyıcısı olmalıyız. Yoksa, sisteme karşı öfkemizi, bu sistemi değiştirme güç ve isteğimizi egemenlerin yarattığı çıkmaz sokaklarda heba eder, bu kokuşmuş düzende yaşamaya uzun bir süre daha mahkum oluruz, ta ki kendi sınıf bilincimizi geliştirip birlik olarak egemenleri alaşağı edene kadar.

Ortadoğu'da emperyalizmin kırbacı olan Siyonist İsrail'in yaptıklarının sorumlusu Yahudi halkı değil, emperyalizmle çıkar birlikteliği yapmış Yahudi yönetici sınıfıdır. Bu, Nazilerin katliamından Alman halkının sorumlu tutulamaması kadar nettir. Öyleyse işçi sınıfı yaşadığı cehennemin bir sorumlusunu arıyorsa kardeş halklara değil, önce yanıbaşındaki kendi yönetici sınıfından başlamak üzere emperyalist güçlere bakmak zorundadır.

Komplo teorileri ile hafızalara kazınmak istenen Yahudilere yönelik ırkçı fikirlerdir, anti-Semitizmdir. Bizim olması gereken kimliğimiz anti-Semitizm değil, anti-siyonizmdir, anti-kapitalizmden kopmamış bir anti-emperyalizmdir. Bunun da yolu İsrail'in bölgedeki önemli müttefiklerinden biri olan kendi yönetici sınıfımızın emperyalist projelerine geçit vermemekten geçer, vatanseverlikle onların yolunu açmaktan değil.

--------------------------

(1) Fransa'nın Londra Büyükelçisi Daniel Bernard bir kokteylde "dünyanın karşılaştığı problemlerin hepsi bu boktan ve küçücük ülke İsrail'den kaynaklanıyor. Niçin bu adamlar yüzünden III. Dünya savaşı tehlikesiyle karşı karşıya olalım?" demişti. (Hür, Ayşe, Küreselleşen Anti-Semitizm ve Türkiye, 18.10.2005, Birikim)

(2) Abram Leon, 1918'da Polonya'da doğdu ve 1920lerin sonlarına ailesi ile birlikte Belçika'ya göç etti. 1940'da Naziler Belçika'yı işgal etti ve Leon, Nazilere karşı Troçkist bir yeraltı direniş hareketine liderlik etti. 24 yaşında Yahudiler sorununa yönelik Marksist bir bakış açısıyla çok önemli analizler içeren bir kitap yazdı. 1944'te yakalanan Leon, Auschwitz'deki gaz odalarında katledildi. Bu yazı dahilinde Abram Leon'a ait bütün alıntılar, onun " " çalışmasından alınmıştır.

(3) Buharin, Nikolay, Herşey Nasıl Başladı, s. 77, Epos Yayınları, Ankara: 2003.

(4) Konrad Adenauer Vakfı'nın 1998 yılında İstanbul'da yaptığı bir araştırmanın sorularını yanıtlayan gençlerin yüzde 70.6'sının "Yahudilerin iyisi olmaz, çoğu kötüdür" demektedir. Çukurova Üniversitesi'nden Müfit Gömleksiz ve Adnan Gümüş'ün 1997- 99 arasında Adana'da 22 farklı liseden 1735 öğrenci arasında yaptığı araştırmada "Hitler Almanya'sında Yahudiler sürülmüşse, bunda kendilerinin tamamıyla suçsuz oldukları söylenemez", "Yahudiler, tarihte pek çok kötülük yaptı", "Yahudilerin (ve Ermenilerin) ülkemizi terk etmesi, bizim için çok iyi olur" gibi ifadelere katılımcıların sadece yüzde 30'unun karşı çıkmıştır. Bu araştırmalar Türkiye'deki Yahudi düşmanlığının yaygınlığını ortaya k****ktadır.

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz

En Son Mesaj Yazılan Konular
Konu Forum Yazan Tarih Okunma
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak Bayrak Şiirleri 400 sayfadır.DestekGüncelREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-21:0441058
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Bayrak Şiirleri Hasan Sancak 400 sayfadır.Destek bGenelREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-21:0139188
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak Kimdir?BiyografiREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-20:5837705
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak, 12 Yıldır ADALET Arıyor!..DEÜden HaberlerREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-20:5343069
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Hasan Sancak,400 Sayfalık Şiirlerine Destek BekliyDEÜden HaberlerREKLAM YAZARI07/Ağustos/2018-20:5236716
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın İzmir Evden Eve Nakliyat Tavsiye - EGETUR Nakliyatİzmiregetur23/Haziran/2018-15:50116240
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın EGE Nakliyat | Maltepeİzmiregetur17/Kasım/2017-10:5144243
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın YOU PUT ON Them ALL OF WINTER WEATHER LONGERÜniversitemizweinneamy02/Kasım/2017-14:594192
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın tenis kursu_Duyurularninest12306/Temmuz/2017-02:4124864
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Kadınlar Neden Gay Erkekleri Sever?=)))Genelninest12306/Temmuz/2017-02:4110891
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın tijen erdutDEU İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesininest12306/Temmuz/2017-02:407811
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın sevda demirbilek hoca hakkında bilgiiiiDEU İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesininest12306/Temmuz/2017-02:399000
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın debis ve devamsızlıkDEU YDYninest12306/Temmuz/2017-02:3821790
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın şeyh izdihamı...(!)Türkiyeden Haberlerninest12306/Temmuz/2017-02:3814847
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın komik itiraflar....:)Komikninest12306/Temmuz/2017-02:3510545
              Cevaplanmamış Konular Aktif Konular             

Forum Atla Forum İzinleri Açılır Kutu Gör



Bu Sayfa 0,531 Saniyede Yüklendi.